Rojava’da saha ve masa
Rojava’da yaşanan süreç, sahadaki güç dengelerini ve masadaki diplomatik pozisyonları bir arada koruyarak, Kürt halkının siyasal iradesini ayakta tuttu ve ulusal dayanışmayı görünür kıldı. Bu denge, ne sahada ne masada tam anlamıyla ideal bir tablo sunmasa da, eldeki kazanımların önemini ve sürecin stratejik değerini bir şekilde göstermiş oldu.
SDG ile Şam yönetimi arasında imzalanan anlaşma, çokça belirtildiği gibi, ne ideal ne de kusursuz bir metindir. Yine de mutabakatın ortaya çıkardığı sonuçlar, bugünün koşullarında son derece hayatidir. Her şeyden önce Kürt halkına yönelik büyük bir katliam riskini bertaraf etmiş; Kürtlerin Suriye denkleminde siyasal özne olma pozisyonunu korumasını sağlamıştır. Daha da önemlisi, bu pozisyonun hem Şam yönetimi hem de onu destekleyen güçler tarafından fiilen ve resmi düzeyde kabul edilmesidir.
Anlaşma aynı zamanda Rojava’nın boşaltılmasına yol açabilecek büyük bir göç dalgasını durdurmuştur. SDG’li yetkililerin açıklamalarına göre, Afrin ve Serêkaniyê’den zorla göç ettirilen halkın evlerine ve topraklarına geri dönüşü de yeniden gündeme girmiştir. Bununla birlikte, Kürtlerin ülke içinde ve diasporada sergilediği güçlü dayanışma, uluslararası kamuoyunun dikkatini Rojava’ya çekmiş; Kürt meselesinin bölgesel ve küresel gündemde görünür kalmasını sağlamıştır.
Ortaya çıkan tablo, kimi çevrelerin ileri sürdüğü gibi bir tasfiye ya da hezimet değil; ağır riskler altında elde edilmiş, sınırlı ama hayati kazanımlar içeren bir denge sürecidir. Bu nedenle yapılması gereken, süreci ideolojik reflekslerle mahkûm etmek değil; sahadaki gerçekliği esas alarak soğukkanlı biçimde değerlendirmektir.
Buna karşın son dönemde “yenilgi” ve “teslimiyet” gibi kavramların yoğun biçimde dolaşıma sokulduğu görülmektedir. Bu dil, sahadaki çok katmanlı askeri ve siyasi gerçekliği açıklamaktan ziyade, yaşanan süreci tek boyutlu bir çerçeveye indirgemektedir. Askeri ve siyasi kuşatmanın sonuç alamadığı noktada, bu kez algılar üzerinden bir çözülme yaratılmak istendiği izlenimi güçlenmektedir.
Bu tür değerlendirmelerin önemli bir bölümü, sahadaki risklerle ve bedellerle doğrudan temas etmeyen bir mesafeden üretilmektedir. Bu mesafe, analizlerde kaçınılmaz olarak ciddi kopukluklara yol açmakta; Kürt halkının karşı karşıya olduğu tarihsel tehlikelerin yeterince hesaba katılmamasına neden olmaktadır. Oysa bugün uluslararası ölçekte devrede olan yönelim açıktır. SDG’nin siyasal ve askeri kapasitesinin tasfiyesi, Kürtlerin bölgesel denklemin dışına itilmesi ve uzun vadede halklar arası gerilimlerin derinleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu strateji, yalnızca Kürtleri değil; bölgedeki tüm halkları yıllara yayılan yıpratıcı çatışma süreçlerinin içine çekmeyi amaçlamaktadır.
Buna rağmen bazı yaklaşımlar, yaşanan gerilimleri bütünlüklü biçimde ele almak........
