Sorusu olmayanın cevabı olmaz!
Dünyada yüksek öğretim, öğretimin diğer aşamalarında da olduğu gibi, hızlı bir şekilde kabuk değiştiriyor. Bu değişim, yalnızca dersliklerde kullanılan teknolojinin yenilenmesi ya da uzaktan eğitimin yaygınlaşması anlamına gelmiyor. Asıl dönüşüm, öncelikle bilginin nasıl üretildiği veya tartışıldığı ve dahası ne işe yaradığı sorularında yaşanıyor.
Aslına bakacak olursanız bugün birçok akademik çalışma, bilgisayar klavyelerinin tuşlarından gelen klik seslerinin ardından derin bir ölüm sessizliğine bürünüyor. Büyük emeklerle hazırlanan yüksek lisans ve doktora tezleri, çoğu zaman okunmayan kütüphane raflarında ya da tez sitelerinde sıra sıra dizilerek elektronik çöplüğün âdi bir nesnesi hâline geliyor. Oysa bir tezin değeri, yalnızca tamamlanıp teslim edilmesinde değil; daha yazım aşamasındayken bile tartışma masalarının ana öznesi ya da nesnesi hâline gelip başka zihinlerde bir devinim kazanıp kazanamamasında saklıdır.
Bilim, kapalı kapılar ardında doktorant ile danışmanın tek başına yazdıkları metinlerden ibaret değildir. Peki nedir bilim? Bilim; soru sormaktır, itiraz etmektir, yeniden düşünmektir, birlikte anlam kurmaktır. Bir tez, yalnızca bir öğrencinin bireysel çabası olarak değil, akademik topluluğun ortak zihinsel emeği olarak gelişmelidir. Yazılan her bölüm, ortaya atılan her iddia, kullanılan her kavram; farklı bakışlarla sınanmalı, eleştirilmeli ve aşamalı bir şekilde olgunlaşmalıdır.
Fransa’da bulunduğum 2000’li yıllarda, kampüsü Paris’te bulunan ve akademik alanda önde gelen uluslararası kurumlardan biri kabul edilen EHESS’te -École des Hautes Études en Sciences Sociales- (Sosyal Bilimler Yüksek Tahsil Okulu diye çevirebiliriz) bu anlayışın canlı örneklerini görme fırsatım oldu. Doktorantların da yer aldığı, hocaların ve alan uzmanlarının katıldığı yuvarlak masa toplantılarına zaman zaman iştirak ederdim. Belli aralıklarla düzenlenen bu seminerlerde, doktora adayları kendilerine verilen metinlerden ya da konulardan hareketle belirli bir ana temayı tartışır; kimi zaman yalnızca dinleyici olmaz, bazen kendileri bazen de fikirleri doğrudan tartışmanın aktif öznesi/nesnesi hâline gelirdi. Masada hocalar da bulunur, öğrenciler ile öğretim üyeleri karşılıklı olarak fikirlerini açıkça ortaya koyarlardı.
Yaklaşık on beş, yirmi kişinin katıldığı bu toplantılar çoğunlukla altmış-doksan dakika sürer; söz alanların........
