Rus Devriminin Aynası Tolstoy
Rusya’da Bolşevik Devrimciler 1902’den itibaren, 19. Yüzyıl edebiyatçılarından bazılarını okudular, bazılarını ise görmemezlikten geldiler. Tolstoy ve Dostoyevski örnekleri bunu gösteriyor. Lenin, “Rus Devriminin aynası.” dediği Tolstoy’u, tüm işçilere ve Bolşevik kadrolarına öneriyordu. “Son neticede Tolstoy’un gerici olduğunu da unutmayalım.” notunu eklemeyi de unutmuyordu. Biraz araştırdım Lenin Tolstoy üzerine tam yedi makale yazmasına rağmen, Türkçe çeviride Dostoyevski üzerine bir tek makalesine rastlamadım.
1924’te Lenin ölmeden önce, Rus büyüklerinin heykellerinin dikilmesi gündeme geldiğinde, Lenin 150 kişilik Rus büyüğü listesi içinden Tolstoy’u seçip ilk sıraya koyar. “Önce Tolstoy” der. Lenin’e göre Tolstoy gelmiş geçmiş Rus tarihinin en büyüğüdür. Lenin’in Tolstoy sempatisinin izini sürdüm ve enteresan bir gerçekle karşılaştım. Lenin 1902’de Bolşevik grubun başına geçtiğinde Rusya örgütlerinden özellikle taşradan gelen haberlere pek şaşırır. Rus köylüleri Rus devrimine öncülük eden kişinin Lenin değil, Tolstoy olduğuna inanmıştır. Tolstoy’a selam, saygı ve bağlılıklarını bildiren mektuplar yazarlar ve Lenin bu mektuplardan bazılarını okur. Köylülerde yoğun bir Tolstoy sevgisi ve bağlılığı olduğuna inanır. Sonraki zamanlarda bu büyünün bozulmasını istemez. Sanki Tolstoy da Bolşeviklerle birlikteymiş gibi bir izlenim oluştururlar.
Bazı Rus araştırmacıların anlatımına göre, eğer 1900’ün başlarında Tolstoy Rus halkına ayaklanın çağrısı yapsa hemen ayaklanacak bir halk gerçekliği varmış. Tolstoy 1905 ayaklanmasının kanlı geçtiğine tanıklık ettiği için uzak durur, bu tür eylemlerden. Çünkü o ilkesel olarak şiddet karşıtıdır. Şiddetle hiçbir şeyin olmasını istemez. Bu kısmı özetlemem gerekirse Lenin dönemin Rusya’sında Tolstoy etkisini erkenden fark eder. Tolstoy ve taraftarlarıyla bir uzlaşı içine girer. Tolstoy edebiyatının etkisi üzerine 1908 ve 1911 tarihleri arasında Rus Devriminin Aynası Tolstoy adlı kitapta yer alan birkaç önemli yazıyı yazar.
Yazar Nikolay Berdyeav bir makalesinde, “Lenin devrimi Tolstoy’un mirası üzerinde gerçekleştirdi.” der. Rus devriminin gerçek liderinin de Lenin değil, Tolstoy olduğunu belirtir. Yazın tarihinden öyle anlaşılıyor ki Bolşevikler Tolstoy’u yücelttikleri oranda Dostoyevski’yi şeytanlaştırmışlardır. Bolşevik Partisinin Edebiyat kolu başkanı Maksim Gorki 1905’te “Dostoyevski şeytandı, gericiydi, zulme karşı sessizliği savunmuştu.” diyordu. Böylesi bir değerlendirme Dostoyevski gibi bir yazara haksız ithamdı. Bolşeviklerin Dostoyevski ile olan dertleri, yazarın Cinler romanından ötürüydü. Dostoyevski o romanında Rus devrimcilerini “yoldaş katili” olarak itham ediyordu. Daha sonraki zamanlarda (1870 sonrası) Dostoyevski’nin ömrünün son yıllarında Çar’ın dış politikasını savunuyor olması ve Çar rejimine eleştirel yaklaşmaması Bolşevikleri rahatsız eden bir başka önemli etken olmuştur. Ama asıl tepkinin Cinler romanındaki Rus devrimcilerine yönelik tavrından kaynaklandığı anlaşılıyor. Dostoyevski herhangi bir siyasi davanın yazarı değildi, o insanların kalbini ve ne hissettiklerini dışarıya döktüğü için, birçokları gibi onun edebiyatından Rus devrimcileri de hoşlanmıyorlardı. Zira Bolşeviklere Çernişevski’nin Nasıl yapmalı’da anlattığı toplum mühendisi kahramanlar lazımdı. Ya da Maksim Gorki’nin Ana romanının kahramanı Pavel gibi, her şeyi devrimden sonraya ertelemiş militan kadrolar lazımdı. Dostoyevski’nin kahramanları dümdük insanlardı. Günlük hayatlarında hiçbir şeylerini ertelemiyorlardı. Ne aşklarını ne de cinayetlerini.
Bolşeviklerin Dostoyevski karşıtlığı Türkiye’deki solculara da yansıdı. Bazen “gerici” bazen devrim karşıtı denilerek 1970’li yıllardan itibaren okuma programlarından uzaklaştırdılar. Gerçeği ve kalpten geleni ne kadar erteleyebilirsiniz ki. Hayat kalbi olanı insandaki insanı anlatan Dostoyevski’yi değil, kalpleri kaskatı olan Bolşevikleri yalanladı.
Tolstoy’un ölümünden (1910) sonra Bolşeviklerin Tolstoycuların başına neler getirdiğini yine bu konularda yazılmış kaynaklardan öğreniyoruz. Yazar Mark Popovski bu konuda “Zorba bir rejimde yaşayan bir insanın direnmesi, dürüstlüğünü bozmadan koruması mümkün müdür? Tolstoycular bu soruya hayatlarıyla cevap verdiler.” demiştir. (Rosamund Bartlett, Tolstoy Bir Rus Hayatı, Çev: Zafer Avşar, Everest Yayınları, 2017, İstanbul, s.428)
Bolşevik hükümeti 1928’de Tolstoy’un yüzüncü yıl kutlamalarını düzenlediğinde henüz Tolstoy düşüncesiyle kavga içinde değildir. Yıldönümünde Tolstoy için görkemli bir kutlama yapılır. Yurtdışından konuklar davet edilir. Bu konuklardan biri de Tolstoy hayranı yazar Stefan Zweig’tir. Zweig bir fırsatını bulur dönemin kültür işlerinden sorumlu bakanı Lunaçarski’ye, Tolstoy un gerici mi yoksa ilerici mi olduğunu sorar. Aldığı cevap ilginçtir. Şöyle der: “Bütün dünyayı değiştirme arzusu içinde olduğundan dolayı Tolstoy, müzmin bir Rustur.” der. Lunaçarski o gün öyle demiş olsa da ertesi yıl işini kaybeder görevlerinden uzaklaştırılır. Bolşevik iktidar ise 1930’lardan itibaren Tolstoy düşüncesini Bolşevik ideolojisi içinde eritmek için elinden geleni yapmıştır.
Bolşevikler Rusya’da iktidarı pekiştirdikçe devrimin kanlı giyotini Tolstoyculara kadar uzanmıştı. Başlarda Lenin’in Tolstoy uzlaşısı zaman içinde çatışmaya dönüştü. 1930’lara kadar yüzlerce Tolstoycu idam edildi. Bazıları ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Rusya’yı terk edenlerden biri de Tolstoy’un kızı Aleksandra Tolstoy idi.
Tolstoy’un Devrimcileri…
Tolstoy’un Dekabristler kitabı (14 Aralık 1825 isyancılarını konu edinir) İlk Rus devrimcilerinin anlatıldığı ve 1860’larda yazmak istediği ama yazamadığı, sonraki yazarlık hayatının belli dönemlerinde üç defa yazma girişiminde bulunduğu, ama bir türlü yazıp da bitiremediği romanın notlarından oluşuyor. Bu romanı yazamamasının başlıca nedeni Tolstoy’un Devrimciler konusunda kafasının karışık olmasından kaynaklanıyordu. Dostoyevski 19. Yüzyıl Rus devrimcileri konusunda daha nettir. Cinler romanında devrimcilerin nasıl karşıtlarına dönüştüğünü, daha devrim olmadan “yoldaş katili” olduklarını anlatır. Bu tavrından dolayı da Rus devrimcileri hiçbir zaman Dostoyevski’yi sevmediler. Ona karşı hep hoyrat davrandılar.
Tolstoy böyle değildi. Rus devrimcilerine hep sempatiyle yaklaştı. Son romanı Diriliş’te anlattığı devrimcileri okuduğumuzda dönemin devrimcilerine karşı bir sempatisinin olduğu izlemine kapılırız. Buna benzer nedenlerden dolayı 1905’ten sonra Bolşevikler Tolstoy’u hep ayrı bir yere koydular. Lenin kitaplarını tüm Rusya’ya ve işçilere öneriyordu.
Hayatın kötü bir tecellisi diyelim, Çar rejiminin 1825’te ve sonrasında Dekabristler’e yaptığını, Bolşevikler de 1917 devriminde ve sonrasında Tolstoyculara yaptılar. Eğer Tolstoy yaşayıp da görseydi yapılanları Dekabristleri değil, Bolşevikleri uzun uzun yazardı.
