Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirme Zamanı ve Şekli
1- Hukuka aykırı delillere ilişkin açıklamalar;
Ceza Muhakemesi Hukukumuzda her nedense “hukuka aykırı deliller” konusu; Anayasa m.38/6’nın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.206/2-a’nın, m.217/2’nin, m.230/1-b’nin ve m.289/1-i’nin açık hükümlerine rağmen hala tartışılan, netleştirilemeyen, kimisinde “delile acımak” olarak da nitelendirilebilecek maddi hakikate ve adalete ulaşamamak, kimisine göre “delil delildir, maddi hakikati gösteren bir delilin hukuka aykırılığı olamaz” anlayışıyla, kimisinde de “hukuka aykırı deliller tamam kullanılmasın, ama bu da sınırsız olmasın” kaygısı öne çıkar, bu kaygıya daha az kapılanlar ise, “mutlak ve nispi”, “önemli ve önemsiz”, “büyük ve küçük” kriterlerinden hareketle, sübjektif değerlendirmeler yaparak, bazı hukuka aykırı delillerin sanığın aleyhine delil olarak kullanılmasına göz yummak isterler ve bu görüşü savunanlar da maddi hakikate ve adalete ulaşma mazeretini öne çıkarırlar.
Daha önce söylediğim gibi tekrar belirtmek isterim ki; hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin sanık aleyhine mahkumiyete esas alınabilmesi, hatta kullanılabilmesi ve hatta yargılama bir bütün olduğundan soruşturma aşamasında bile tutuklama veya adli kontrol tedbirine gerekçe gösterilmesi mümkün değildir. Hukuka aykırı delillerin kullanılabilme imkansızlığının da bir istisnası bulunmamaktadır. Ceza yargılamasının amacının maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğunda tereddüt bulunmamakla birlikte, bir hukuk devletinde bu ulaşma gayretinin ne pahasına olursa olsun şeklinde gerçekleşmesi beklenemez. Maddi hakikate ve adalete ulaşma, adli mercilerin yaptıklarının ve toplanan delillerin hukuka uygunluğu ile sınırlıdır.
2- 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun “Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması” başlıklı 25. maddesinin 3. fıkrası;
Bu fıkraya göre; “Talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre yapılmış soruşturma veya kovuşturma işlemleri ve elde edilen deliller Türk hukuku bakımından geçerli sayılır”.
Bu hüküm; “normlar hiyerarşisi” ilkesini güvence altına alan “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı Anayasa m.11/2’de yer alan, “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” hükmü gereğince, “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/6’da bulunan, “Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmüne aykırı olup, “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı Anayasa m.138/1’de bulunan, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” hükmü de dikkate alındığında, talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre toplanan bir delilin, iç hukukumuz bakımından kamu düzeninden olan ve emredici nitelik taşıyan hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair, hem Anayasa m.38/6’da ve hem de CMK m.206/2-a, m.217/2 ile m.230/1-b nedeniyle şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılması hukuka aykırıdır.
“Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma” başlıklı Anayasa m.90/5’de yer alan; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünün, temel hak ve hürriyetleri daha fazla güvence altına alan ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağını düzenleyen Anayasa m.38/6’yı bertaraf edebilmesi mümkün değildir. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı 53. maddesinin, hukuka aykırı delillerin şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılamayacağına dair görüşümüzü desteklediği düşüncesindeyiz. İHAS m.53’e göre; “Bu Sözleşme hükümlerinin hiçbirisi, herhangi bir yüksek sözleşmeci tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir sözleşme uyarınca tanınmış insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek şekilde yorumlanamaz”.
3- Hukuka aykırı delillerin değerlendirilme zamanına ve şekline geçmeden evvel, Ceza Muhakemesi Hukukumuz bakımından bazı Yargıtay kararlarına yer vermek istiyoruz;
a) Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 27.05.2025 tarihli, 2021/5762 E. ve 2025/8147 K. sayılı oy çokluğuyla verilen kararına katılmanın mümkün olmadığını, fakat hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair muhalefet şerhine iştirak ettiğimizi belirtmek isteriz.
Sayın 7. Ceza Dairesi; yasadışı bahis oynattığı yönünde ikrarı olan sanığın eyleminin, dosya kapsamına göre 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un m.5/1-b hükmünde tanımlanan suçu oluşturduğundan bahisle, suçun vasfında hataya düşülmek suretiyle 7258 sayılı Kanunun m.5/1-a’da tanımlanan suç gereğince mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle eksik ceza tayin eden ve zincirleme suç yönünden değerlendirme yapmayan mahkumiyet kararını bozmuş ve hukuka aykırı deliller konusuna hiç girmemiştir.
Hukuka aykırı elde edilen maddi deliller dışında sanığın ikrarının somut olayda mahkumiyet için yeterli olup olmadığı konusunda Daire kararını veren sayın çoğunlukla uyuşmazlığa düşen ve karara bu yönde muhalefet şerhi koyan sayın üyeye göre;
Usule uygun şekilde CMK m.116 ve m.119 uyarınca yazılı adli arama emrinin veya adli arama kararının olmadığı, bu nedenle hukuka aykırı arama sonucunda ele geçen bilgisayarın ve kupon yazıcısının “yasak delil” niteliğinde olduğu,
Diğer bir hukuka aykırılığın ise “gizli soruşturmacı” olmayan kolluk görevlilerin elde ettiği delillerden kaynaklandığı, “gizli soruşturmacı” müessesesinin CMK m.139’da düzenlendiği, her ne kadar muhalefet şerhinde gizli soruşturmacı tayininin CMK m.139/7’de yer alan katalog suçlarla sınırlı olduğu belirtilerek, 7258 sayılı Kanunun 5. maddesinde muhalefetten kaynaklanan suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceğine dair bir açıklamaya yer verildi ise de, esasen 7258 sayılı Kanunun 5. maddesinin 6. fıkrasının (c) bendine göre bahis suçlarında gizli soruşturmacı tayini suretiyle delil toplanabileceği, fakat somut olayda bu yönde bir kararın da bulunmadığı,
Yine hukuka aykırı aramada ele geçen bilgisayarlardan alınan kütük üzerinde bir değerlendirme vasıtası olan bilirkişi incelemesi yaptırılarak delillere ulaşılması halinde, bu yolla elde edilen delillerin de hukuka aykırı olacağı, çünkü arama ve elkoyma tedbirleri hukuka aykırı olduğundan, bu yolla elde edilen delillerin de hukuka aykırı sayılması gerektiği, sonuçta “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” kuralının hukuka aykırı delillerde kabul edildiği,
Bu durumda hukuka aykırı elde edilen deliller dışında dosya kapsamında yegane delil olarak sanığın ikrarının bulunduğu, bir beyan delili olan ikrarın tek başına mahkumiyete esas alınamayacağı, her ne kadar örtülü veya açık suç ikrarının delil değeri olsa da, bunun “mutlak kanıt” olarak kabul edilemeyeceği, ceza yargılamasında amacın maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğu, bu amaca hizmet etmeyen ikrarın mahkumiyete esas alınamayacağı, ikrarın muhakkak başka delillerle desteklenmesinin gerektiği, kaldı ki hukuka aykırı elde edilmiş deliller sayesinde sanıktan ikrarın elde edildiği, sanığın kendisini suçlamasının sağlandığı, muhalefet şerhinde bu yönde bir değerlendirmede bulunulmasa bile, “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” kuralının geçerli olacağı, “mücerret/soyut ikrar” olarak nitelendirilen ikrarın elde edilme şeklinin hukuka aykırı delillere dayandığı, hukuka aykırı uygulanan arama ve elkoyma tedbirlerinden elde edilen deliller vasıtasıyla sanığın ikrarı ve kendisi aleyhine beyan delili sunması sağlandığından, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller sayesinde ulaşılan delilin, dolayısıyla somut olayda ikrarın hukuka aykırı sayılacağı,
Tüm bu nedenlerle; sayın çoğunluğun görüşüne katılmadığımızı, “hukuka aykırı deliller” hususunda net ve kabul edilebilir gerekçeler ortaya koyan muhalefet şerhine esasa müessir olmayan birkaç çekincemiz hariç olmak üzere katıldığımızı, dolayısıyla sanığın mahkumiyetine dair karara iştirak etmediğimizi, mahkumiyete esas alınan delillerin hukuka aykırı elde edildiğini, bu hukuka aykırılığın sadece arama ve elkoyma tedbirlerini değil, bu yolla elde edilen tüm delilleri ve dolayısıyla sanığın ikrarını da kapsadığı, sanığın mahkumiyetine dair verilen kararın Anayasa m.38/6 başta olmak üzere, CMK m.206/2-a’ya, m.217/2’ye, m.230/1-b’ye ve m.289/1-i’ye açıkça aykırı olduğunu ifade etmek isteriz.
b) Hukuka aykırı delillerle ilgili Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 28.05.2025 tarihli, 2019/2783 E. ve 2025/6186 K. sayılı bozma kararına ve gerekçesine katıldığımızı belirtmek isteriz.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi bu kararında; “5271 sayılı CMK’nın ‘Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi’ başlıklı 139/1. maddesinde;........
