HAKSIZ REKABET DAVALARINDA TESPİT NİTELİĞİNDEKİ İLAMLARIN İCRASI VE KESİNLEŞME ŞARTI
Genel icra hukuku, temel olarak ilamlı icra ve ilamsız icra olmak üzere iki ana takip yolundan oluşmaktadır. İlam 6100 sayılı Hukuk Kanunu’nun 301/2.maddesinde “Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır.” şeklinde tanımlanmıştır. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nu 38.maddesinde ve özel kanunlarda ise ilam niteliğindeki belgeler tanımlanmıştır. İlamlı icra, mahkemeler tarafından usulüne uygun şekilde verilmiş hüküm nüshası ile ilam niteliğinde icra kabiliyeti bulunan belgelerin cebrî icrasını konu edinmektedir. Buna karşılık ilamsız icra ise, herhangi bir mahkeme kararına dayanmaksızın, yalnızca para ve teminat alacaklarının tahsili amacıyla alacaklının borçluya karşı başvurabildiği cebrî icra yolunu ifade etmektedir. Bu takip yolunda alacaklının, alacağını önceden bir mahkeme ilamı ile tespit ettirmesine gerek bulunmamakta; kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde doğrudan icra takibi başlatabilmesi mümkün olmaktadır.
İlamlı icra takibine başvurulabilmesi için alacaklının elinde, özel hukuk ilişkisinden kaynaklanan bir uyuşmazlık hakkında hukuk mahkemelerince verilmiş ve eda hükmü niteliği taşıyan bir ilamın veya ilam niteliği taşıyan bir belgenin bulunması gerekmektedir. Eda hükmü, taraflardan birinin diğer tarafa bir şeyi vermeye (ödemeye), yapmaya veya yapmamaya mahkûm edildiği mahkeme kararlarını ifade etmektedir. İcra ve İflâs Hukuku bakımından bir mahkeme kararının veya ilam niteliğindeki bir belgenin ilamlı icra takibine konu edilebilmesi, kural olarak eda hükmü içermesine bağlıdır. Başka bir ifadeyle, tespit veya inşai nitelikteki kararlar, kanunda açıkça öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla, doğrudan ilamlı icra takibine konu edilemez.
İlâmların icrası İcra ve İflâs Kanunu 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Para alacağına veya teminat verilmesine ilişkin ilamların cebrî icra yoluyla infazı, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 32 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 32. maddesinde, "Para borcuna veya teminat verilmesine dair bir ilamın icra dairesine verilmesi üzerine icra müdürü tarafından borçluya bir icra emri tebliğ olunur." hükmüne yer verilmiştir.
Bunun yanı sıra, Kanun'un "İlam mahiyetini haiz belgeler" başlıklı 38. maddesinde ise mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller, para borcu ikrarını içeren re'sen düzenlenmiş noter senetleri, temyiz kefaletnameleri ile icra dairesinde verilen kefaletlerin, ilamların icrasına ilişkin hükümlere tabi olduğu düzenlenmiş olmakla birlikte özel kanunlarda da ilam niteliğinde belgelere yer verilmiştir.
Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun ilamlı icra takibine konu olabilecek belge ve işlemleri sınırlı sayıda belirlediği görülmektedir. Bu düzenlemelerle, ilamlı icra yoluna başvurulabilecek belgelerin kapsamı açık bir şekilde ortaya konulmuş; gerekli görülen hâllerde ise özel kanunlarda ilam niteliği tanınan belgeler ayrıca düzenlenmek suretiyle bu kapsam tek tek sayılmak suretiyle sınırlandırılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun dördüncü kısmında ayrıntılı şekilde düzenlenen haksız rekabet hükümleri kapsamında verilen mahkeme kararlarının hangi usulle ve hangi şartlarda ilamlı icraya konu edilebileceği hususu, Kanun'un yürürlüğe girmesinin üzerinden yaklaşık on beş yıl geçmiş olmasına rağmen uygulamada hâlen tam anlamıyla bir uygulama birliğine kavuşamamıştır. Özellikle hüküm fıkrasında hem haksız rekabetin tespiti hem de haksız rekabetin men'ine ilişkin kararların birlikte yer aldığı ilamların infazında, icra daireleri ile yargı mercileri arasında farklı değerlendirmelerin ortaya çıkabildiği görülmektedir.
Türk Ticaret Kanunu'nun 54 ilâ 63. maddeleri arasında düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin temel amacı, bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabet düzeninin korunmasını sağlamaktır. Bu kapsamda verilen kararlar incelendiğinde, mahkemelerin çoğu zaman aynı ilam içerisinde hem haksız rekabetin tespitine hem de haksız rekabetin men'ine hükmettiği görülmektedir. Ancak bu durum, söz konusu ilamların icra kabiliyetinin değerlendirilmesinde her iki hükmün aynı hukuki niteliğe sahip olduğu sonucunu doğurmamaktadır.
Özellikle HMK'nın 367/2. maddesinde yer alan, "kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez" hükmünün kapsamı ve ilamlı icra hukukunun temel ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, haksız rekabet davalarında verilen tespit ve men hükümlerinin birbirinden ayrılarak icra edilmesi olanaklı değildir.
Aksi yöndeki yorumlar, kanunun öngörmediği şekilde tespit niteliğindeki hükümlerin doğrudan cebrî icraya konu edilmesine veya buna karşılık eda niteliğindeki hükümlerin infazının müstakil bir takip ile infazının gerçekleştirilmek istenmesi hem hukuki güvenlik ilkesini hem de cebrî icra hukukunun kanunilik esasını zedeler.
Bu çalışmada, haksız rekabet davalarında verilen tespit ve men kararlarının hukuki nitelikleri ile bu kararların ilamlı icra bakımından doğurduğu sonuçlar değerlendirilmektedir.
II. TTK M.56'DA YER ALAN TESPİT DAVASININ FONKSİYONU VE İCRA HUKUKU BAKIMINDAN SONUÇLARI
Türk Ticaret Kanunu 56. maddesinin ilk cümle düzenlemesi dikkat çekicidir. Davacı; "Fiilin haksız olup olmadığının tespitini" isteyebilir. Burada kanun, zararın, tazminatın veya men kararının ön şartı olarak değil, öncelikle hukuka aykırılığın tespit edilmesini öngörmektedir. Bu düzenleme klasik eda davalarından farklıdır. Çünkü burada mahkeme öncelikle; "Bu davranış dürüst rekabet düzenini ihlal ediyor mu?" sorusuna bir cevap aramaktadır. Dolayısıyla tespit kararı; bir alacak hakkını değil, hukuka aykırılık olgusunu belirlemektedir.
TTK m.56/1-a'da yer alan tespit davası; davacının mülkiyet hakkını, alacak hakkını veya şahıs varlığı hakkını tespit etmemektedir. Mahkeme; davacının sahip olduğu subjektif hakkı değil, dürüst rekabet düzeninin ihlal edilip edilmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla hükmün konusu; bir eda yükümlülüğü değil, hukuki ilişkinin hukuka uygun olup olmadığıdır. Bu nedenle verilen karar; esas itibarıyla tespit hükmü niteliğindedir.
TK m.56/1-b'de ayrıca; "Haksız rekabetin men'ini" istenebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme göstermektedir ki; kanun koyucu, hukuka aykırılığın tespiti ile eylemin durdurulmasını aynı hukuki sonuç olarak görmemektedir.
Başka bir ifadeyle; (a) bendi hukuka aykırılığı belirler. (b) bendi davranışın durdurulmasını emreder. Dolayısıyla; tespit kararı tek başına davranışı durduran bir karar değildir. Davranışın sona ermesini sağlayan karar ise men kararıdır.
Bu nedenle, aynı davada hem tespit hem de men kararı verilmiş olsa dahi, ilamlı icraya elverişli olan hüküm men kararıdır. Tespit hükmü ise davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğini belirleyen, ancak tek başına yerine getirilmesi gereken bir edim içermeyen, hukuki durumu açıklayıcı nitelikte bir karardır.
Pratik icra uygulamasında karşılaşılan en önemli problem ise haksız rekabet davalarında tespit ve men hükümlerinin çoğu zaman aynı ilam içerisinde yer almasıdır. Tespit hükmü tek başına cebri icraya konu olmasa da, men hükmü ile aynı kararın içinde bulunduğunda infaz aşamasında ilamın bölünerek değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle ilamın icra edilebilirliği değerlendirilirken yalnızca hüküm fıkrasındaki ifadeler değil, ilamın bütünü ve kararın hukuki niteliği birlikte dikkate alınmalıdır.
III. İCRA EMRİNİN İLAMA AYKIRI DÜZENLENMESİ
Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilâma veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilâmlı icra takibinin........
