menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ceza Hukukunda Algı Temelli İsnat Sorunu

22 128
16.02.2026

Ceza yargılaması, devletin bireyin özgürlüğüne müdahale edebildiği en ağır hukuk mekanizmasıdır. Bu ağır müdahalenin meşruiyeti, ancak ceza sorumluluğunun kanunla tanımlanmış somut fiiller ve bu fiilleri destekleyen kesin deliller üzerine inşa edilmesiyle sağlanabilir. Yani ceza sorumluluğu, yalnızca kanunla tanımlanmış fiiller ve bu fiillerin somut delillerle ispatı üzerinden kurulabilir. Ceza sorumluluğu, soyut kanaatlere değil; maddi vakıalara ve delillere yaslanmak zorundadır. Ancak yargı pratiklerinde dönem dönem, hukuki değerlendirmenin "fiil" ve "delil" ekseninden kayarak; algı, kanaat ve sübjektif çıkarımlar üzerine oturtulmaya çalışıldığı görülmektedir. Böyle bir zeminde yargılama, hukuki bir ispat süreci olmaktan çıkıp önceden oluşmuş kanaatin teyit edildiği bir mekanizmaya dönüşme riski taşır. Bu durum, ceza hukukunun fiil esaslı yapısını sarsmaktadır. Ki cezai isnadın fiil ve delil yerine algı, kanaat ve çıkarımlar üzerinden inşa edilmesi hukuk mantığının alt üst edilmesidir. Zira ceza yargılaması, kanaatle yürütülemez.

Algı temelli isnat, failin iradi ve hukuka aykırı somut bir fiili yerine; failin sosyal çevresi, ikili ilişkileri, iletişim biçimi veya davranışlarının dış dünyada yarattığı genel izlenim üzerinden bir suç kurgusu oluşturulmasıdır. Yani algı temelli isnat, failin iradi ve hukuka aykırı somut bir fiilinden hareketle değil; çoğu zaman onun kimlerle temas ettiği, hangi çevrelerde bulunduğu ve bu temasların dışarıdan nasıl algılandığı üzerinden kurulan bir suç anlatısıdır. Sorun, bu noktadan başlar. Çünkü bu yaklaşımda ceza yargılaması, “Ne yapıldı ve fail mi yaptı?” sorularından uzaklaşarak “Bu kişi dışarıdan nasıl görünüyor, ne şekilde biliniyor?” sorusunu merkeze almaktadır. Fakat ceza hukuku, izlenimleri değil fiilleri konu alır. Aksi durum hukuk değil, yorum üretir.

Bireyin inancı, dünya görüşü ve yaşam biçimi kamu düzenini somut olarak bozmadığı müddetçe hukukun ve yargılamaların konusu yapılamaz. Çünkü ceza hukuku inançları, kimlikleri, aidiyetleri, düşünceleri, niyetleri veya sosyal statüleri değil; yalnızca iradi ve hukuka aykırı fiilleri cezalandırır. Kanunilik ilkesi, kusur ilkesi ve masumiyet karinesi gibi en temel güvenceler, failin sorumluluğunun yalnızca işlediği somut fiil ile sınırlı kalmasını zorunlu kılar. Fail, yalnızca kendi eyleminden sorumludur. Bu durumu bir örnekle somutlaştırmak gerekirse; bir ticaret erbabının, rutin ticari faaliyetleri kapsamında görüştüğü kişilerin kimlikleri veya geçmişleri üzerinden -arada hiçbir suç ortaklığı kanıtı bulunmamasına rağmen- sırf bu temasın yarattığı ‘‘şüpheli izlenim’’ nedeniyle örgütsel bir bağla itham edilmesi, fiil ceza........

© Hukuki Haber