İCRA HUKUKUNDA “HACZİN İHYASI” SORUNSALI VE İİK MADDE 40 KAPSAMINDA ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN MÜKTESEP HAKLARININ KORUNMASI
GİRİŞ
Cebri icra hukuku, alacaklının tatmin menfaati ile borçlunun ve işlem güvenliği ilkesi gereğince üçüncü kişilerin mülkiyet hakları arasında hassas bir denge üzerine inşa edilmiştir. Bu dengenin en kırılgan olduğu anlardan biri, icra mahkemesince verilen “haczin kaldırılması” kararının infaz edilmesinden sonra, bu kararın üst mahkemece bozulması veya kaldırılması sürecidir. Haczin şeklen sicilden terkin edildiği ve bir nevi hukuki boşluk anı olarak nitelendirilebilecek bu “fetret devri” esnasında, taşınmazın üçüncü bir kişiye devredilmesi halinde, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 40. maddesinde düzenlenen “icranın eski hale iadesi” müessesesinin sınırlarının ne olacağı, uygulayıcılar ve doktrin nezdinde ciddi tartışmalara mahal vermektedir. Bir yanda alacaklının, mahkeme kararıyla haksız şekilde kaldırıldığını düşündüğü hacze yeniden kavuşma beklentisi, diğer yanda ise tapu sicilinin aleniyetine ve doğruluğuna itimat ederek ayni hak iktisap eden üçüncü kişinin kazanımının korunması gerekliliği yer almaktadır.
İşbu çalışmada, bir icra uygulamacısının perspektifinden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2025 tarihli kararı ve bu kararı onayan Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 12.01.2026 tarihli müstakar içtihadı ışığında; mahkeme kararıyla kaldırılan haczin, kararın bozulması üzerine geçmişe etkili olarak ihya edilip edilemeyeceği ve tapu siciline güven ilkesi çerçevesinde iyiniyetli üçüncü kişinin hukuki durumu, derinlemesine ve analitik bir süzgeçten geçirilerek irdelenecektir.
I. İCRANIN ESKİ HALE İADESİ (İİK m. 40) VE TAPU SİCİLİNE GÜVEN İLKESİ (TMK m. 1023) ARASINDAKİ ÇATIŞMA
İİK’nın 40. maddesi, bir ilamın bozulması halinde icra muamelelerinin olduğu yerde duracağını ve ilamın kanun yolları sonucunda bozulması neticesinde icranın kısmen veya tamamen eski hale iade olunacağını hükme bağlamıştır. Ne var ki, kanun koyucunun buradaki muradı, takibin tarafları arasındaki (alacaklı-borçlu) statüko ante’nin, yani bozmadan önceki durumun sağlanmasıdır. Bu hükmün, sicile güvenerek işlem yapan ve takibin tarafı olmayan üçüncü kişilerin kazanımlarını bertaraf edecek şekilde genişletici bir yoruma tabi tutulması, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1023. maddesinde düzenlenen “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklindeki temel prensiple açık bir tezat teşkil edecektir.
Somut uyuşmazlığa konu olayda, alacaklı tarafından borçlu şirketler aleyhine başlatılan kambiyo takibinde taşınmazlara haciz konulmuş, ancak şikayet üzerine yerel mahkemece “ödeme süresi geçmeden haciz istenemeyeceği” gerekçesiyle hacizler kaldırılmıştır. Bu kararın infazı neticesinde tapudaki haciz şerhleri terkin edilmiştir. Akabinde, istinaf incelemesi neticesinde haczin kaldırılması kararı Bölge Adliye Mahkemesi’nce ortadan kaldırılmış ve haciz talebinin aslında hukuka uygun olduğu tespit edilmiştir. Ancak, yerel mahkemenin haczi kaldırdığı tarih ile istinafın bu kararı bozduğu tarih arasında geçen sürede, taşınmazlar........
