Test kitaplarının gölgesinde çalınan yazlar: Dünyayı çocuğunuzun yaşam laboratuvarı yapın! 11 Ağustos 2026
“Bizler yarına hazırlama telaşıyla çocukların bugününü çalıyoruz. Oysa onları mekanik bir yarışa kurban etmek yerine; düşünmelerine, sorgulamalarına ve hayatla gerçek bir bağ kurmalarına fırsat vermek, gelecekteki başarılarının asıl anahtarıdır.”
Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya ÇERMİK ile test kitaplarının gölgesinde çalınan yazları konuştuk.
Hocam, yaz aylarındayız ve milyonlarca aile, çocuklarının yaz tatilinde akademik olarak gerilemesinden endişe duyuyor. Bir eğitimci olarak değerlendirdiğinizde, bu konuda endişe duymakta haklılar mı?
Kesinlikle haklılar, üstelik endişelerinin bilimsel temelleri de mevcut. Öğrenciler, uzun yaz tatili boyunca okul döneminde edindikleri akademik bilgi ve becerilerde gerileme ve unutma yaşarlar. Alan yazında yaz öğrenme kaybı olarak tanımlanan bu durumu açıklamak için kullanılan metaforlardan biri Musluk Teorisi’dir. Teoriye göre, okul döneminde bilgi musluğu açıktır ve tüm çocuklar aynı kaynaktan beslenir. Ancak yaz tatili zili çaldığında o musluk kapanır. İşte o an, gizli bir eşitsizlik devreye girer. Entelektüel ve etkili bir öğrenme iklimi bulunan, yani kendi açık musluğu olan çocuklar bilişsel gelişimlerini sürdürebilirken, imkânları kısıtlı olan çocukların zihinsel beslenmesi yavaşlar ve o korkulan akademik gerileme hızla başlar.
Peki bu öğrenme kaybı homojen bir durum mudur? Bu kayıpların anatomisi nedir?
Öncelikle bu öğrenme kaybının tesadüfi bir unutkanlık değil, sistematik bir bilişsel gerileme olduğunu vurgulamamız gerekmektedir. Genel bir eğilim olarak ilkokul çağındaki çocukların yaz tatillerinde okuma-yazma becerilerinde yaşadıkları gerileme çok dikkat çekse de aslında çocuklar bu dönemde diğer temel öğrenme alanlarında da benzer kayıplar yaşarlar. Ortaokul kademesi ise çocukların somut düşünceden soyut düşünceye geçiş yaptığı o heyecan verici eşiktir. Tam da bu gelişimsel özelliğe paralel olarak, ortaokul ve lise döneminde yaşanan kayıplar basit bir bilgi unutmasından çok akıl yürütme, çok boyutlu düşünme gibi soyut işlem becerilerinde kendisini gösterir. Zihin, tıpkı bir kas gibi yaz boyunca kullanılmadıkça körelir. Ekonomi bu kayıpların genellikle baş sorumlusu olarak görülür. Elbette ekonomik güç, çocuğun nitelikli kitaba, sanatsal faaliyetlere, müzelere veya zenginleştirilmiş öğrenme ortamlarına erişiminde yadsınamaz bir avantaj sağlar. Yoksulluğun ve imkânsızlığın yarattığı dezavantajları asla görmezden gelemeyiz. Ancak salt ekonomik güç, sosyokültürel bir vizyonla desteklenmediğinde tek başına bir kurtarıcı olamaz. Şehirde dört duvar arasına sıkışmış, bütün yazı elindeki en son model tabletle geçiren yüksek gelir grubundan bir çocuk ciddi bir bilişsel gerileme yaşayabilirken; köyde yaşayan, doğayla iç içe olan, kendi oyununu doğadaki malzemelerle kurgulayan veya tarlada üretime katılan bir çocuk, hayatın o doğal laboratuvarında zihinsel gelişimini sürdürebilir.
Kısaca, yaz öğrenme kaybı her çocuğun kendi gelişim sürecine, yaşadığı coğrafyaya, arkadaş çevresine ve aile içi dinamiklere göre farklılık gösterir. Ancak unutmamalıyız ki çocukları saatlerce test kitaplarına mahkûm eden mekanik telafi yöntemleriyle bu öğrenme kaybının önüne geçmek mümkün değildir.
Ancak ülkemizdeki LGS ve YKS gerçeği, ilkokul öğrencisini dahi çoktan seçmeli testlere mahkûm etmiyor mu? Bu durumun çocukların zihinsel gelişimine faturası nedir?
Bu, alan yazında sınavın geri sıçrama etkisi olarak adlandırılan yıkıcı bir tablonun en net özetidir. LGS ve YKS gibi merkezi sınavlar, öğrencileri çoktan seçmeli bir formatla değerlendirmektedir. Bu sınavlar, sadece uygulandıkları yılı değil, kendinden önceki tüm eğitim kademelerini etkiler. Erken çocukluk ve ilkokul dönemi, beynin en esnek olduğu, çocuğun çok boyutlu ve yaratıcı çözümler ürettiği........
