menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sınıf ortamı deyince aklımıza ne gelmelidir?

31 0
23.04.2026

“Öğrenciyi ismiyle karşılamak ve yaka kartı kullanmak; Çocuğun kendini görülmüş ve tanınmış hissetmesini sağlar. Öğretmen–öğrenci arasında kişisel bağın erken kurulmasına yardımcı olur. Sınıfta anonim bir kalabalık yerine tek tek bireyler oluşmasını sağlar.”

Eğitimci sosyolog Hıdır Eren ile öğretmenlik deneyimleri üzerine konuştuk.

Sayın Hocam. Programımızın adı üzerinde: “Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin”. Eğitim-öğretim deyince akla, “öğrenci, öğretmen, veli ve sınıf ortamı” gelmektedir. Ben bu bağlamda, en sondan başlayarak sorularımı sorayım istiyorum.

BİR EĞİTİMCİ OLARAK “SINIF ORTAMI” DEDİĞİMDE SİZİN AKLINIZA GELEN NEDİR?

Merhaba, öncelikle beni davet ettiğiniz için sizlere teşekkürlerimi sunarım. Bizleri izleyen herkese sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Bugün size öğretmenliğim boyunca gözlemlediğim, uyguladığım ve öğrencilere aktardığım bazı yöntemleri anlatmak istiyorum. Burada amaç, eğitim politikaları ya da kitaplardan alıntı yapmak değil; doğrudan sınıf içinden yaşanmışlıkları paylaşmak. Çünkü beni eğitimde en çok çocuğun kendi deneyimi ve özgürlüğü ilgilendiriyor.

Öğrencilerin sınıfa alındıkları ilk günden başlayayım. Burada tamamen kendi yaşanmışlıklarımı anlatacağım.

Okulun açılacağı son hafta okul müdüründen sınıfımın listesini alır, öğrencilerim için yaka kartları hazırlardım. Yaka kartı dediğim; üzerinde öğrencinin adının yazılı olduğu ve omuz hizasında önlüğüne iliklenen küçük bir karttır. Çocukların okula geldiği ilk gün bu kartları dışarıda yakalarına takardım. Öğrenciye ilk günden ismiyle hitap etmek önemlidir.

Herkes öğrencilerini doğrudan sınıfa alırdı; ancak ben ilk dersin son on dakikasına kadar öğrencilerimle okul bahçesinde ve okul çevresinde dolaşır, onlara çevreyi tanıtırdım. Sınıfa girdiğimizde öğrencilerden kendilerine bir yer bulup oturmalarını isterdim. Onlar yerlerine oturduktan sonra ben de yerime geçer, kimin kiminle ve hangi sırada oturduğunu inceler ve defterime not alırdım.

Bu defter önceden hazırlanmış olurdu. İlk on sayfasını genel notlar için ayırır; geri kalan sayfalarda ise her öğrenci için yaklaşık yirmi sayfa bırakırdım. Bu, benim kendi yöntemimle tuttuğum bir “öğrenciyi tanıma defteri”ydi. Beş yılın sonunda bazı öğrenciler için ek sayfalar ayırdığımı, bazı öğrencilerin ise bir sayfasının bile dolmadığını görürdüm. Yani her şeyi not almazdım. Daha çok “Neden böyle yaptı?” diye düşündüren davranışları kaydederdim. Bu notlar üzerinden velisiyle temas kurar, davranışın nedenini anlamaya çalışırdım.

İkinci ders başladığında kapıyı açar ve kapının eşiğinde beklerdim. Hemen yerime geçip “Oturun!” komutu vermezdim. Çocuklar o sırada alt alta, üst üste koşuşturanlar, yerine geçip oturanlar, oyuna dalanlar… Benim onları görmelerini beklerdim. Bir süre sonra içlerinden biri beni fark eder; ya seslenir ya da arkadaşını dürterek uyarırdı. Derken ayakta olanların hepsi durumun farkına varır ve yerlerine geçerdi.

Sınıfı şöyle bir gözden geçirirdim. Eğer yerde kâğıt, çer çöp vb. varsa, yerime geçmeden sıraların arasında dolaşarak bunları toplar ve çöp kutusuna atardım. Bazen çocukların ayaklarından nazikçe tutup kaldırır, altındaki kâğıdı alırdım. Sonrasında yerime geçer, onlara teşekkür eder ve otururdum.

Daha sonra önceden hazırladığım kurşun kalemlerle birlikte, üzerinde isim ve numaraları yazılı çizgisiz kâğıtları öğrencilere dağıtırdım. Onlardan ailelerini anlatan bir resim çizmelerini isterdim.

Paydos olduğunda — özellikle ilk gün olması nedeniyle — velilerin çoğu çocuklarını almak için bahçede beklerdi. Tüm velileri bir araya toplar ve ertesi gün bir veli toplantısı yapacağımı söylerdim. Sabahçıysam öğleden sonra, öğlenciysem sabah saatlerinde.

Pedagojik Değerlendirme

1. İlk gün güven ilişkisi kurma

Öğrenciyi ismiyle karşılamak ve yaka kartı kullanmak; Çocuğun kendini görülmüş ve tanınmış hissetmesini sağlar. Öğretmen–öğrenci arasında kişisel bağın erken kurulmasına yardımcı olur. Sınıfta anonim bir kalabalık yerine tek tek bireyler oluşmasını sağlar.

Bu yaklaşım günümüz pedagojisinde aidiyet duygusu oluşturma açısından çok değerli kabul edilir.

2. İlk gün sınıfa kapatmak yerine çevreyi tanıtma

Öğrencileri doğrudan sıraya oturtmak yerine okul bahçesinde gezdirmek; Okul kaygısını azaltır. Mekânla tanışmayı sağlar. Sınıf öncesi sosyal enerjiyi boşaltır

Özellikle küçük yaş gruplarında bu, uyum sürecini kolaylaştıran bir yöntemdir.

3. Öğrenciyi tanıma defteri

Her öğrenci için sayfa ayırmak; Sistemli gözlem, davranışın nedenini arama, veli ile veri üzerinden iletişimi sağlar.

Bu, davranışı cezalandırmak yerine anlamaya çalışan öğretmen yaklaşımıdır.

4. Komut yerine farkındalık oluşturma

İkinci derste kapıda beklemek; otoriter komut yerine sosyal farkındalık yaratır. Öğrencilerin birbirlerini düzenlemesini sağlar. Sınıfta doğal bir disiplin kültürü oluşturur

Modern sınıf yönetiminde buna dolaylı disiplin ya da örtük sınıf yönetimi denir.

5. Çöpleri ilk başlarda öğretmenin toplaması

Bu küçük ama güçlü bir modelleme davranışıdır. Çocuklar burada şu mesajı alır:Temizlik emir verilen bir görev değil, ortak bir sorumluluktur. Öğretmen sadece söyleyen değil yapan kişidir.

Bu pedagojide model olarak öğretme olarak bilinir.

6. İlk gün aile resmi çizdirmek

Bu da çok doğru bir tanıma yöntemidir. Çocukların çizimleri: aile yapısı, kardeş ilişkileri, duygusal bağlar, kendini konumlandırma hakkında ciddi ipuçları verir.

Birçok pedagog bunu projektif tanıma yöntemi olarak kullanır.

7. Veliyi hemen sürece dahil etme

Bu yaklaşım: öğretmenin ulaşılabilir olduğunu gösterir. Veliyi erken dönemde sürece dahil eder. İleride oluşabilecek sorunların iletişim zeminini........

© HalkTV