Evi yeniden yurt kılmak: Kur'an ve sünnet ışığında aile danışmanlığı
Bir evin dağılması her zaman boşanma kararıyla başlamaz. Bazen aynı odada birbirine ulaşamayan iki insanla, bazen çocuğun sessizleşmesiyle, bazen de sevginin yerini hesap defterine benzeyen bir haklılık mücadelesinin almasıyla başlar. Dışarıdan bakıldığında hayat devam eder: faturalar ödenir, çocuklar okula gider, misafirler ağırlanır. Fakat içeride herkes, kendi yalnızlığının kapısını usulca kapatmıştır.
Bugün aile hakkında konuşmak, yalnızca evlilik oranlarını, boşanma istatistiklerini veya kuşak çatışmalarını konuşmak değildir. Mesele daha derindedir. Modern insan, ilişkiyi de tükettiği diğer şeyler gibi hızlı, zahmetsiz ve sürekli haz veren bir deneyim olarak görmeye başladı. Zygmunt Bauman'ın "akışkan" diye tarif ettiği dünyada bağ kurmak isteniyor ama bağın yükü taşınmak istenmiyor; yakınlık aranıyor ama sorumluluk öteleniyor. Herkes anlaşılmayı talep ediyor, kimse anlamanın bedelini ödemeye yanaşmıyor.
Tam da burada aile danışmanlığına ihtiyaç duyuluyor. Ancak aile danışmanlığını birkaç iletişim tekniğinden, hazır reçetelerden veya eşleri her şartta aynı çatı altında tutma çabasından ibaret görmek büyük bir yanılgıdır. Danışmanlık, insana yalnızca nasıl konuşacağını değil, niçin birlikte olduğunu da yeniden sordurabilmelidir. Müslüman bir toplumda bu soru, vahyin aileye yüklediği anlamdan bağımsız cevaplanamaz.
Kur'an, evliliği yalnızca iki kişinin hukukî birlikteliği olarak anlatmaz. Rûm suresinin 21. ayetinde eşler arasındaki bağ; sükûn, meveddet ve rahmet kavramlarıyla kurulur. Sükûn, insanın eşinde kendini güvende hissedebileceği bir iç huzurudur. Meveddet, gelip geçici bir heyecandan çok, iradeyle beslenen sevgidir. Rahmet ise eşin zayıflığıyla karşılaştığında onu cezalandırmak yerine koruyabilme ahlakıdır. Aile, bu üç kelime sayesinde barınaktan yurda dönüşür.
"Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz" (el-Bakara, 2/187) ayeti de aynı hakikati başka bir mecazla anlatır. Elbise örter, korur, ısıtır; bedene en yakın olan ama onu teşhir etmeyen şeydir. Eş olmak, birbirinin kusurunu pazara çıkarmamak, mahremiyetini korumak ve soğuğunda birbirine sıcaklık verebilmektir. Bu sebeple evlilik, sadece duyguların değil, emanet bilincinin de ilişkisidir. Kur'an'ın nikâhı "ağır ve sağlam bir söz" olarak nitelemesi (en-Nisâ, 4/21), sevginin sorumluluktan ayrı düşünülemeyeceğini gösterir.
Elbette Kur'an bir terapi el kitabı değildir; ayetleri modern psikoloji kavramlarına birebir tercüme etmek de doğru olmaz. Fakat vahiy, terapinin cevaplamadığı daha köklü bir soruyu gündeme getirir:
İnsan, ilişki içinde nasıl bir ahlaki özne olmalıdır? Psikoloji bize davranış örüntülerini gösterebilir; sosyoloji ailenin hangi tarihsel baskılar altında değiştiğini açıklayabilir. Vahiy ise bu bilgiye yön, ölçü ve sorumluluk kazandırır. Aile danışmanlığı bu alanları birbirine rakip kılmadan buluşturduğunda, insanı yalnızca semptomlarından ibaret görmeyen bütüncül bir imkâna dönüşür.
Ailede çatışma çoğu zaman düşünce farklılığından değil, kişinin kendini görülmemiş ve duyulmamış hissetmesinden doğar. Söylenen cümle ile duyulan cümle aynı değildir. Eşlerden biri "yoruldum" derken yardım istiyor, diğeri bunu suçlama olarak duyuyor olabilir. Biri susarak gerilimi azalttığını sanırken, öteki bu sessizliği değersizleştirilme olarak yaşayabilir. Aile danışmanının ilk vazifesi, kimin haklı olduğuna aceleyle karar vermek değil, tarafların birbirlerinin gerçek cümlesine ulaşmasını sağlamaktır.
Kur'an'ın "Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler" buyruğu (el-İsrâ, 17/53), yalnızca kelime seçimine ilişkin bir nezaket tavsiyesi değildir. Dilin ilişki kuran yahut ilişkiyi yıkan ahlaki bir eylem olduğunu hatırlatır. Güzel söz, gerçeği gizleyen tatlı söz değildir; hakikati incitmeden söyleyebilme olgunluğudur. Bu sebeple danışmanlıkta kullanılan etkin dinleme, empati ve duygu yansıtma gibi yöntemler, Müslüman bir aile için yabancı teknikler değil; "maruf üzere yaşama" ilkesini görünür kılan araçlar olarak değerlendirilebilir.
Allah Resulü'nün (s) aile hayatı, söz ile davranış arasındaki bu bütünlüğü gösterir. "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır" buyruğu (Tirmizî, hadis no. 3895), iyiliğin........
