Pamuk şeker!
Mucidi Amerikalı bir dişçidir. Ketenhelva diyordu eskiler, sonra İngilizcedeki “cotton candy”den direkt çevirdik, “pamuk şeker” demeye başladık, hani bitki olan, bildiğimiz tekstil mamullerinde kullanılan pamuk… Bu yeni isimli haliyle ilk defa tanışan çocuklar, yumuşaklığından dolayı böyle bir isim verildiğini sanırlar. Sahiden de pamuğa benzer. Rengarenktir. Rengini gıda boyasından alır. Pamuktan yapılmadığını öğrenince, şaşıran çok çocuk olmuştur.
Her işte olduğu gibi onun yapımında da şaşırtıcı bir simya var. Yapımına şahit olmuşsa eğer bir çocuk bir daha da iflah olmaz. Çünkü bir efsaneden, bir masaldan mahrum kalır.
Şekeri ısıtıp sıvı hale getiriyorlar. Bir mucizeye imza atıyorlar.
Pamuk şekeri makinası var şimdi. Makinanın tam ortasına oyulmuş bir plakanın içine bir kaşık şeker koyarlar. Bir kaşık şekerden bir sürü pamuk şeker yaparlar… Makine çalışır, alttan ısınmaya başlamış olan plaka dönmeye başlar, plakanın içinde eriyen şeker, hızlı dönmenin etkisiyle yavaş yavaş yukarı doğru çıkar. Plakanın yukarısında, oda sıcaklığındaki havayla temas ettiği anda şeker donar, plakanın içine örümcek ağı gibi yayılır. Yayılan şekere boya serpilir, döndürülen çubuklar yardımıyla toplanır.
Bütün o kocaman hayal, bütün o sınırsız çocukluk alemi sadece beş dakikada, bir kaşık şekerle elle tutulur bir hal alır.
Elinizde çocukluğun o muhteşem şiiri vardır artık. Pembesi, mavisi, kırmızısı, yeşiliyle rengarenk bir masumiyet çağına gideriz. Hiç kimse suç işlememiştir. Hiç kimse günaha girmemiş, bütün günahkârlar affa uğramış, bütün suçlular cezalarını çekmiştir. Çocukların dudaklarında pembe bir iz bırakır. O iz hayatı boyunca o çocukta kalır. Masumiyet çağını aşıp hilebazların, düzenbazların, ikiyüzlülerin, kalpsizlerin, merhametsizlerin hükümran olduğu günahkârlar çağına ayak bastığında, dudağının kenarında kalan o pembe izi Allah’ın emaneti olarak taşıdığını görür. Huzura çıktığında onu; başta bu kadar günahkâr değildim, beni bu hale getirenlerden olmadığımın kanıtı aha dudağımın kenarındaki bu pembeliktir ya Rabbim diye şahit gösterir.
İkinci Cihan Harbi bütün cephelerde insanlığa kan kustururken, kara tayın karneyle dağıtılırken memlekette, 9 Ocak 1943’te “Yürüyüş” dergisinde Sait Faik’in “Ketenhelvacı” adında bir hikayesi yayınlandı.
Anlatıcının yaşadığı köye, 1942 senesinde, ta İstanbullardan kalkarak gelmiş bir ketenhelvacının hikayesi…
İstanbul denilen o şehir, ne menem bir şehirdir? Merak eder hikayeci. Nerede o eski İstanbul? Sapa semtlerinde, bazı küçücük dükkanlarda beş kuruşluk zeytinyağı, yüz paralık sirke, yedi kuruşluk gazyağı satıp haline şükreden esnaf yaşardı bu şehirde. Şimdi öyle mi? Şimdi herkes “ihtikâr”, yani vurgun peşinde.
Sahi, harp mı bu hale getirdi şehri?
O şehrin sokaklarında bir ketenhelvacıyı anlatmaya başlar.
Kutusu bir kayışla boynuna asıldır. Yükü çok hafif, hepi topu bir kilo ağırlığında. Dışarıda harp var, içeride ihtikâr… Dışarıda harp, içeride vurgun var. Bedbaht seneler… O harap haldeki İstanbul’un sokaklarında duyulan bir ketenhelvacının sesi şehrin tekmil ahalisini, daha çok da çocukları alıp nerelere nerelere, harbin, vurgunculuğun olmadığı zamanlara götürüyor.
Niye böyle peki? Çünkü hikâyenin anlatıcısına göre “ketenhelvacı bir masal mahlukudur. O da göçüp gittikten sonra belki ketenhelvacıların nesli tükenecek.” Ama bugünlük onunla yaşayacağız. Ah neler olmuş şehirde… Çocuklar eski çocuklar değil artık. Hele kadınlar, hiç eski kadınlar değil. “Sayfiyenin Fransızca konuşan mavi gözlü çocukları öğlen uykusuna yatmışlar. Onların eline çikolata geçmiş, ketenhelvayı ne yapacaklar? Onlar için ketenhelvacı bir masal insanı bile değildir.” O sadece o yoksul, şehrin eski zamanlarını bilen anlatıcı için; “masalları süsleyen, şehzadeler, sultanlar, kahveci güzelleri, hallaçlar gibidir.” Şimdiki çocuklar onun şeker satarken bağırdığı lisanından bile anlamazlar:
“Fakirin halinden anlar fakir
Benden ketenhelvası alan hanım, çakır.
Kapıdan bir tane daha çıkarsa
Kara gözlüm
Kutum kalacak tamtakır.”
Hikâyeyi bize anlatan adam, bahçesinde oturmuş onu düşünüyor. Sahiden, kimdir bu ketenhelva satan adam? Ketenhelva satarak geçinebilir mi bir insan? “Yoksa ketenhelvacıların -bir masalda olduğu........© Habertürk
