menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Naci!

112 8
19.02.2025

Bütün gece kar yağdı. İri iri kar taneleri, sokak lambasının etrafında pervaneler gibi döne döne uçuşup durdu sabaha kadar. Ben bütün gece Fethi Naci’nin “Anılar Kitabı”nı (Sel Yayıncılık) okudum.

Sabah kalktım, pencereden berrak bir gökyüzü görünüyordu. Kar, her şeyin üzerine beyaz bir örtü çekmişti. Masaya oturdum, bütün gece beni meşgul eden, anıları anılarıma karışan Fethi Naci vardı aklımda hâlâ.

Bir anda 1997 yılının bir akşamüzerine gittim. Nereden çıkmıştık da böyle hızlı hızlı yürüyorduk hatırlamıyorum şimdi; Yaşar Kemal, Mehmed Uzun, ben… İstanbul’un üzerinde ekşi suratlı bir gökyüzü vardı, bulutlar gebeydi, ha yağdı ha da yağacak... Yaşar Kemal bizi Fethi Naci’nin evine götürüyordu. Elimdeki poşette, Mehmed Uzun’un o sırada çevirdiğim, yeni çıkmış romanı “Kader Kuyusu” vardı. Fikir Yaşar Kemal’in fikriydi; “Romanı Naci’ye götürelim, okusun, bir de yazı yazsın, sen o zaman bak yazarlık kaderin nasıl değişecek Memo” demişti o gürültülü kahkahası eşliğinde. Mehmed’in heyecanını bilmem ama ben, o zamana kadar edebiyat zevkime yön vermiş, “oku” dediği romanı mutlaka okumuş, “uzak dur” dediği romanı ise “neden uzak dur demiş olmalı acaba” diyerek merak edip okumuş bir büyük eleştirmenin evine gidiyordum, çalışma mekanını görecek, Yaşar Kemal’le muhabbetlerine tanık olacaktım. (“İki yitik hasret, iki parça can” idi Yaşar Kemal ile Fethi Naci ama gelin görün ki Fethi Naci öldüğünde Yaşar Kemal ona küstü.) Cihangir Susam Sokak’ta bir süre yürüdük, denize inen uzun bir merdivenin başına geldik, indik, indik, solda bir apartmana girdik. Kitaplara açıldı evin kapısı. Kitapların arasında Fethi Naci ile eşi bizi bekliyordu. Ev anason ve kitap kokuyordu. (Hatıralarına şu sözlerle girer Fethi Naci: “Yaşların da kokuları vardır: Karpuz sergilerinde hep eğreltiotu döşenir karpuzların altına, bunun için eğreltiotu kokusu benim çocukluğumun kokusudur, tıpkı anason kokusunun son yıllarımın kokusu olması gibi...”)

Yarasına alkol sürüyordu çok uzun yıllardan beri. Kızı Deniz’in, 24 Aralık 1976 günü, oyuncu Sermet Serdengeçti’nin kullandığı, Zeytinburnu’nda virajı alamayıp denize uçan arabanın içinde boğulduğu günden beri “evladını kaybetmiş baba” acısıyla bir türlü baş edememişti. “Üzerine rakıların nöbet tuttuğu” bir acının pençesinde kıvranıp duruyordu. Yaşadığı acıya Deniz adını vermişti. Ona göre “gerçek acının tek ölçüsü var: Ölüm korkusunu yok etmesi. Hâlâ ölümden korkuyorsanız bilin ki gerçek acıyı yaşamamışsınız. Karşılaştırılamayacak tek şey belki de acıdır; ‘benimki böyle, seninki böyle’ diye söz edilemez acıdan. Acı aşılamaz. Acıya dayanabilmenin tek yolu acıyı çalışmaya, bir şey yaratmaya dönüştürebilmektir.

Sonra 24 Aralık 1976’da her şey bitti. Şimdi artık bir ben var benden içeri: Deniz, güzelim benim, yalnızım, üzerinde güller açan kızım… Acıyı yaşadım ben ve yalnızlığı ve sevgisizliği. Bir, ölüm kaldı, o da umurumda değil: Ölüm yaşanmıyor ki…”

Oturup anılarını yazmamış Fethi Naci. Belli aralıklarla yazdığı, içinde hatırlar geçen yazıları yayına hazırlayan dostu Ferit Edgü, hayat hikayesini yazmak gibi bir düşü olduğunu söyler önsözde ama “buna ne zamanı vardı ne de sabrı,” diye de ekler. Kitaptaki Giresun’daki çocukluğu, Erzurum’daki parasız yatılı, sonra İstanbul, ardından İktisat Fakültesi yılları, Sultanahmet Cezaevi, TİP macerası, Gerçek Yayınevi’ni kurması ve tanıdığı dostlarının kısa vinyetleri zamanımı aldı bütün gece.

Şair Özdemir Asaf’la İktisat Fakültesi’nde sınıf arkadaşıdırlar. Özdemir Asaf, Hukuk’u bırakmış, İktisat’a geçmiş ama istatistikten hiçbir şey anlamıyor. Fethi Naci arkadaşını çalıştırır ama nafile. Sınav günü gelir, hani öğrenciler “elektrikler kesikti, annem hastaydı” falan gibi bahaneler bulur da neden çalışmadıklarını anlatamaya çalışırlar ya hocalarına; sınav yapmak üzere sınıfa giren hocanın önünü Özdemir Asaf keser, “Efendim, bu sabah çocuğum oldu, sınava hazırlanamadım” der, hoca ne diyeceğini şaşırır.

Fethi Naci, İktisat Fakültesi’ni bir kamu kuruluşunun verdiği bursla okudu. Asıl adı Naci Kalpakçıoğlu’dur. Yazı yazarken, Babasının “Fethi” olan adına, soyadını bir kenara bırakarak “Naci”yi ekledi. Bazı dostları, özellikle de Yaşar Kemal ona hep “Naci”derdi. Anılarını başlı başına bir kitap olarak yazmamasının sebebi de “anı yazma yaşının” bir türlü gelmemesine bağlıyor. Zaten o yaş birçok insan için bir türlü gelmiyor işte. Cahit Sıtkı Tarancı daha yirmi yedi yaşındayken, “Çağınız başlıyor ey hatıralar” demişti “Gençlik Böyledir İşte” şiirinde, “Yarıyı buldu ömrüm” diyordu aynı şiirde, oysa 54’ü bulamadı şair, 46’sında öldü.

12 Mart’ta, sabaha karşı Fethi Naci’nin de kapısını çalarlar. Bir astsubayın komutasında bir sürü askerle birlikte iki sivil polis cümbür cemaat bir anda hole doluşur. Astsubay, “evi arayacağız” der demez etrafa dağılan erler hep bir ağızdan bağırırlar, “Komutanım çok kitap var, her yer kitap dolu, nasıl başa çıkacağız?” derler. Astsubay bütün duvarları dolduran kitaplara bakarken giyinip gelmiş olan Fethi Naci onu kara kara düşünürken bulur: “Bu kadar kitap… Bu kadar çok kitap… Ne yapabiliriz ki…” Sivil polislerden biri, “Komutanım bir telefon edip durumu bildirseniz” der. Astsubay, komutanı arar, kitapların tahminlerin üzerinde olduğunu, ne yapmaları gerektiğini sorar, komutan, “Çuvallara doldurun, getirin” emrini verir. Çuvalla çözülecek bir sorun değil, astsubay tekrar komutanı arar, konuşma bitince rahatlamıştır, “Komutan rastgele beş kitap alın, adamı da getiririn dedi” der. “Uzman” bir polis daha sonra gelecek, kitapları o toplayacak, bu yüzden bir asker kapıda nöbetçi olarak kalacak. Onu da alıp beş kitapla birlikte götürürler. Ertesi sabah, “uzman” polis onu alıp eve getirir, “uzman” polisin ne demek olduğunu o sırada anlar. Eve geldiklerinde evde eşinin yanında şair Edip Cansever, Rauf Mutluay ile Ferruh Doğan var. “Uzman” polisin elinde, “yasaklanmış kitaplar” listesi var. Evdeki bütün kitapları o listeyle karşılaştıracak ki iş değil. Polis kitaplığın alt sırasından başlar, bir kitaplara bakıyor, bir elindeki listeye… Bir süre sonra, “Bu şekilde........

© Habertürk