Washington'un Motor Kararı, Ankara'nın Yeni Gücü
Konu savunma olunca mesele hiçbir zaman sadece bir uçak, bir motor veya bir füze sistemi olmuyor. Hele mesele Türkiye'nin 5'inci nesil savaş uçağı KAAN ise, konu doğrudan ülkenin stratejik yönüyle, teknolojik bağımsızlık hedefiyle ve müttefikleriyle kurduğu yeni ilişki biçimiyle ilgili hale geliyor.
Bugün herkes ABD'nin, KAAN için General Electric üretimi F110 motorlarına izin vermesini konuşuyor. Bana göre ise asıl mesele motor değil. Çünkü Washington, Türkiye'ye motor satmaya karar verdiği için bu adımı atmadı; Türkiye'nin geldiği noktayı gördüğü ve bu süreci artık engelleyemeyeceğini anladığı için böyle bir karar aldı. Bu iki yaklaşım arasında önemli bir fark var. Birincisi ABD'nin tercihini, ikincisi ise Türkiye'nin son yıllarda savunma sanayiinde oluşturduğu stratejik gücü anlatıyor. Bu nedenle Kongre'ye gönderilen motor satış bildirimini sadece teknik bir ihracat lisansı olarak okumak eksik olur; bu karar aynı zamanda değişen güç dengesinin bir yansımasıdır.
Eskiden Türkiye'nin savunma ihtiyaçları söz konusu olduğunda aynı sorular peş peşe gelirdi. ABD izin verecek mi? Kongre onaylayacak mı? Avrupa kapıyı açacak mı? Ambargo gelir mi? Lisans çıkar mı? Parça verilir mi? Ankara'nın savunma planlaması çoğu zaman başka başkentlerde alınacak kararlara bağlıydı.
Artık Bekleyen Türkiye Yok
Türkiye hâlâ bazı kritik teknolojilerde dış tedarike ihtiyaç duyuyor. Ancak artık sadece dışarıdan hazır platform alan, bekleyen, rica eden ve bir kapı kapandığında planları aksayan bir ülke değil. Kendi savaş uçağını, kendi insansız hava araçlarını, kendi mühimmatını, kendi radarını, kendi elektronik harp sistemlerini ve görev bilgisayarını geliştiren; aynı zamanda kendi savaş uçağı motorunu üretmeye çalışan bir ülke.
Bu değişim Washington'da da görülüyor. ABD'nin F110 motorları sürecini başlatması bu yeni Türkiye gerçeğinin sonucudur. Çünkü artık karşısında yalnızca savunma ürünü satın almak isteyen bir müttefik değil, savunma teknolojisi geliştiren, ihracat yapan ve alternatif üretebilen bir ülke bulunuyor.
Son on yılda yaşanan gelişmeler bunu açık biçimde ortaya koydu. Baykar, TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, TEI, TÜBİTAK SAGE ve diğerleri artık sadece Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarını karşılayan kurumlar değil; uluslararası pazarda rekabet eden ve Türkiye'nin diplomatik manevra alanını genişleten bir savunma ekosisteminin parçalarıdır. Savunma sanayii artık yalnızca güvenlik meselesi değil; aynı zamanda dış politika, ekonomi ve teknolojik dönüşümün de belirleyici unsurlarından biridir.
Mecbur........
