Türkiye için riskler ve fırsatlar eşiği…
Orta Doğu’da 28 Şubat’ta başlayan ABD–İsrail saldırıları, kısa sürede bölgesel bir güvenlik krizinin ötesine geçti. Küresel enerji mimarisinin temellerini yerinden oynatan gelişmeler söz konusu. Özellikle İran’ın misillemeleri sonucunda BAE, Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt’te toplam 8 kritik enerji tesisinin hedef alınması, dünya enerji talebinin karşılanmasında son yılların en büyük arz kırılmasını tartışmaya açtı.
Hürmüz Boğazı’nın bu tablodaki stratejik rolü doğru analiz edildiğinde durum daha iyi anlaşılıyor. Zira dünya enerji haritasında Hürmüz, sadece bir su yolu değil; küresel petrol ve doğal gaz akışının tam anlamıyla şah damarıdır. Zaman ilerledikçe bu dar geçidin dünya ekonomisini etkileyecek boyutları çok daha net görülecektir.
Dünya petrol tüketiminin yaklaşık ’sinin, deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin dörtte birinin ve küresel LNG ticaretinin ’sinin bu boğazdan taşınıyor olması, krizin derinliğini özetliyor. Hürmüz’de yaşanan her kesinti, küresel ekonomi için yüksek gerilim anlamına geliyor. İran’ın karşı saldırıları sonrası tanker geçişlerinin oranında azalması ise dünya ticaretini şimdiden kilitlemiş durumda.
Brent petrol 100 doların üzerine tırmanırken, ABD merkezli WTI ise 100 bandına yaklaşıyor. Ancak doğal gaz tarafındaki tablo çok daha vahim. Avrupa’nın likit doğal gaz ticaret noktası TTF’de fiyatlar savaş öncesine göre p arttı. Körfez’in iki ana üreticisi Katar ve BAE’nin saldırılar nedeniyle üretimi durdurması tedarik zincirini iyice bozuyor.
Dünyanın en önemli LNG tesisi olan Katar’daki Ras Laffan Sanayi Bölgesi, İran füzeleriyle vurulunca yıllık kapasitesinin ’sini........
