Hava savunmada Türkiye için kritik yıl!
Savunma sanayiinin 2025 performansına bakınca, Türkiye’nin artık yalnızca ürün geliştiren değil, aynı zamanda küresel rekabetin orta sahasında oynayan bir aktöre dönüştüğünü görüyoruz. Bu yükselişin en kayda değer temsilcilerinden biri de hiç şüphesiz Roketsan. Şirket hem ihracat artışı hem de cirodaki sıçramasıyla yeni bir kulvara geçti ve 2026 yılına çok daha büyük bir iştahla giriyor.
Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci ile yaptığım görüşmede, savunma sanayimizin bugün geldiği seviyenin ve ufuktaki hedeflerin aslında sandığımızdan çok daha ileri olduğunu anladım. Çünkü Tayfun füze ailesinden Çelik Kubbe’ye, hipersonik tehditlerden uzay projelerine kadar geniş bir yelpazede teknik hazırlık yürütülüyor.
Savunma sanayimizin lokomotiflerinden biri olan Roketsan özelinde tabloya baktığımızda şirket, dolar bazında P’nin üzerinde ihracat artışıyla 750 milyon dolar barajını geçmiş durumda. Ciroda da benzer bir sıçrama söz konusu: 2 milyar doların üzerinde bir toplam hacim yakalanmış. Yalnızca bu rakamlar bile Türkiye’nin füze ve roket teknolojisinde artık kalıcı bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Ayrıca imzalanan sözleşmeler ve iki katına yaklaşan bekleyen iş portföyü, Roketsan’ın 2026 hedeflerini de öne çekmiş durumda. Normalde 2027–2028 takvimine göre programlanan bazı projeler için hedefler erkene alınması söz konusu.
Roketsan’ın 2025’te en çok merak edilen ürünü Tayfun ailesiydi. Test görüntüleri kadar menzil tartışmaları da kamuoyunda geniş yer buldu. Ancak Blok‑4 versiyonu, bu ailenin teknik olarak yeni bir safhaya geçtiğini işaret ediyor. Roketsan’ın Blok‑4 için yürüttüğü yoğun test sürecinin ardından 2026 yılı içinde seri üretimin başlaması hedefleniyor.
Mevcut Tayfun bloklarının TSK’ya teslimatları zaten devam ediyor. Yeni blokla birlikte envanterin “katmanlı caydırıcılık” yapısını da güçlendirecek. Tayfun Blok‑4’ün envantere girmesiyle Türkiye bu alanda en üst lige çıkmış olacak. Fakat böyle bir ürünü geliştirip, seri üretim aşamasına getirmek kolay bir iş değil.
Murat İkinci’nin vurguladığı gibi test ürünü geliştirmek ayrı, ancak seri üretime geçip bunu ölçülebilir üretim kapasitesine dönüştürmek çok daha karmaşık ve stratejik bir aşamadır. Ülkemizin yaşadığı en önemli meselelerden birisi olan test ürünlerini seri üretime geçirme konusunda da Roketsan’ın başarılı olması hedeflenen projelerin erkene çekilmesine de katkı sunuyor.
Türkiye’nin hava savunma mimarisi Çelik Kubbe uzun süredir çok katmanlı yapı üzerine inşa ediliyor. HİSAR, SİPER, KORKUT/ALKA, SUNGUR gibi sistemlerin bir arada çalıştığı bir konsept… Roketsan’ın buradaki rolü ise bu mimarinin “vurucu gücünü” üretmek. 2026’da Çelik Kubbe’nin yeni üyeleri ve kabiliyetleriyle sahaya çıkacağı belirtiliyor. Özellikle hipersonik tehditlerin konuşulduğu bir dönemde, yeni nesil önleyici (interceptor) sistemler ve sensör füzyonu çok daha önemli hâle geliyor.
Çelik Kubbe’nin hiçbir zaman bitmeyecek bir proje olduğunun bilinmesi lazım. Çünkü tehditler değiştikçe sistemin de evrilmesi gerekiyor. Bu nedenle Roketsan, yalnızca bugünün füzelerini değil, geleceğin hızlarına ve manevra kabiliyetlerine göre önleyiciler geliştirmeye devam edecektir.
İnsansız hava araçları Türkiye’nin dünyada en güçlü olduğu alanlardan biri. Bu durum, mühimmat tarafında da aynı performansın sürdürülmesini zorunlu kılıyor. Mesela geçen yıl Roketsan’ın yüksek hızlı çok amaçlı dolanan mühimmatı EREN ile Bayraktar AKINCI, hava‑hava atış testi yapmış ve hedef İHA’yı tam isabetle........
