menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aynı ölçü her insana uymaz! Sınavlar, sıralamalar, mizaçlar ve görünmeyen emekler üzerine çağımızın hali

2 0
26.03.2026

Bazı çağlar insanı anlamaya çalışır. Bazı çağlar ise insanı ölçmeye Bizim çağımız, ne yazık ki ikincisine daha yakın duruyor.

Çocukları notla, gençleri sıralamayla, çalışanları performans puanıyla, insanları da görünür başarılarıyla tartan bir zamanın içinden geçiyoruz. Sayılar çoğaldıkça hakikatin berraklaşacağını sandık. Oysa çoğu zaman olan şu oldu: Ölçebildiğimizi büyüttük, ölçemediğimizi ihmal ettik. Sonra ihmal ettiğimizi değersizleştirdik. En sonunda da görünmez kıldık.

Bugün bir öğrencinin ne kadar bildiğinden çok, bunu ne kadar hızlı gösterdiği önemseniyor. Bir insanın ne kadar derin olduğu değil, ne kadar fark edildiği konuşuluyor. Bir kurumun ne kadar fayda ürettiği değil, ne kadar görünür olduğu öne çıkarılıyor. Böylece hayat, yavaş yavaş bir olgunlaşma yolculuğu olmaktan çıkıp bir sıralama oyununa dönüşüyor.

Oysa insan, sıralanacak bir veri değildir.İnsan, anlaşılmayı bekleyen bir âlemdir.

Hele eğitim söz konusu olduğunda bunu daha açık görüyoruz. Her çocuk aynı şekilde öğrenmiyor. Her zihin aynı hızda açılmıyor. Her kalp aynı dilden güç almıyor. Buna rağmen aynı sınav, aynı süre, aynı yöntem, aynı beklenti ile herkesi aynı çizgide yürütmeye çalışıyoruz. Sonra da geride kalanlara “eksik”, öne çıkanlara “başarılı” diyoruz. Belki de burada sormamız gereken soru şudur: Geride kalan gerçekten yetersiz mi, yoksa onun hakikati yanlış ölçüyle mi değerlendiriliyor?

Mizaç ilmi tam da burada bize daha merhametli, daha adil bir kapı açıyor. Çünkü mizaç, insanın sadece ne yaptığını değil, nasıl var olduğunu anlamaya çağırır. Dört element yaklaşımıyla bakıldığında, her öğrencinin başarıya hazırlanma biçimi de, yorulma eşiği de, motive olma dili de farklıdır.

Hava tabiatlı bir öğrenci çoğu zaman hızlı düşünür, bağlantı kurar, konuşarak öğrenir. Fikirleri canlıdır; fakat zihni dağılmaya da açıktır. Böyle bir çocuğu yalnızca “dikkatsiz” diye yaftalamak kolaydır. Oysa ona doğru nefes, kısa çalışma blokları, anlatım ve tekrar imkânı verildiğinde parlayabilir.

Su tabiatlı öğrenci ise duyguyla öğrenir. Ortamın sertliği, sesin tonu, evdeki huzur, öğretmenin yaklaşımı onun performansını doğrudan etkiler. Güvende hissetmediği yerde bildiğini de gösteremez. Onu anlamadan yalnızca puanına bakmak, çiçeğin toprağını kurutup neden açmadığını sormaya benzer.Toprak tabiatlı öğrenci daha sabırlı, düzenli, istikrarlı ilerleyebilir. Fakat bazen ağır açılır. Dışarıdan bakıldığında yavaş sanılır; oysa kökü derine gider. Onun gücü hızında değil, sağlamlığındadır. Böyle öğrenciler için planlı çalışma, tekrar sistemi ve adım adım ilerleme büyük destek olur.

Ateş tabiatlı öğrenci ise atak, iddialı, rekabete açık ve sonuç odaklı olabilir. Fakat aynı zamanda çabuk gerilebilir, hata karşısında öfkelenebilir, kendini başarıyla özdeşleştirebilir. Onun da desteğe ihtiyacı vardır; ama bu destek yalnızca “daha çok çalış” demek değildir. Denge, nefes, beden hareketi ve iç baskıyı yumuşatacak bir yaklaşım gerekir.

Demek ki aynı sınava giren dört öğrenci, aslında dört ayrı iç dünya ile o masaya oturuyor. Biri dikkatini toplamak için desteğe, biri güvene, biri zamana, biri sakinleşmeye ihtiyaç duyuyor. Fakat sistem bunların çoğunu görmüyor. Çünkü sistem daha çok sonucu ölçüyor; süreci, mizacı, iç emeği ve görünmeyen mücadeleyi değil.

Hayatın başka alanlarında da durum farklı değil. İletişimde de, ilişkilerde de insanları kendi doğalarına göre değil, dışarıdaki performanslarına göre değerlendiriyoruz. Az konuşanı ilgisiz, çok konuşanı baskın, duygusal olanı zayıf, yavaş olanı isteksiz sanıyoruz. Oysa belki de herkes kendi elementi, kendi mizacı, kendi yaradılış ritmi içinde var olmaya çalışıyor.

Ben inanıyorum ki gerçek başarı, herkesi aynı ölçüye uydurmak değil; her insanın kendi hakikatine uygun şekilde açılmasına yardım etmektir. Eğitim de, ilişki de, rehberlik de burada güzelleşir. Çünkü insanı zorlayarak değil, tanıyarak büyütebiliriz.

Belki artık daha çok ölçmekten önce biraz daha çok anlamaya ihtiyacımız var.Çünkü bazı çocuklar notlarının gerisinde, bazı insanlar sessizliklerinin içinde, bazı emekler de hiçbir puan cetveline sığmayacak kadar derin bir hakikat taşır.Ve bazen en kıymetli olan şey, tam da ölçülemeyen yerde saklıdır.


© Haberton