menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Metinlerin ruhunu dinleyen bir kalem: Ayşe Ayan

11 0
25.06.2026

Edebiyatın ve araştırmanın içerisindeyken kelamın sıhhatine talip olmayı, metinlerin görünmeyen kalbini keşfetmeyi ve kalemin namusunu her şeyin üstünde tutmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Edirne’den Bursa’ya uzanan kültür köprülerinden araştırmacı gazetecilik yazılarına, kelimelerin yükünü omuzlayan o dervişane ciddiyetinden Ağustos 2024’te yayımlanan “Çizgi” adlı asil eserine kadar, edebiyat alanındaki birikimini hasbi bir zanaatla paylaşan yazar ve editör Ayşe Ayan ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.

Ayşe Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece kaleminden dökülen kelimelerle değil; metinlerin ruhunu dinlemeyi öğrenen bir editör, hakikatin peşinde yürüyen araştırmacı bir yazar ve edebiyat alanındaki birikimini yazı dersleriyle aktaran kavi bir muallim olarak burada ağırlamak büyük bir şereftir.

Röportajımıza sizi, o satır aralarında saklı duran asil sînenizi tanıyarak başlayalım: Ayşe Ayan kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?

Uzun yıllar özel sektörde koordinatör olarak görev aldım. Yoğun, insanı kendine yabancılaştıran bir iş temposunun içindeydim. Ama bütün bu düzenin ortasında yazmak, hep bir sığınak, hayatımın denge unsuru oldu.

İş hayatı bana sistem kurmayı, edebiyat ise gözlemleri anlamlandırmayı öğretti. Bugün yalnızca yazar ve editör kimliğimle yoluma devam ediyorum. Hayatımı ve zamanımı bütünüyle kelimelere ayırıyorum. Yazmak benim için tercihten ziyade kaçınılmaz bir ihtiyaç.

Duygular susarak anlatılmaz, konuşarak ve yazılarak netlik kazanır. Günlük hayatta gösterişten uzak, sade ve gelişim odaklı bir yaşama tercih ediyorum. Seyahat etmek, yeni şehirlerin ruhunu hissetmek, farklı insanların hikâyelerine tanıklık etmek beni besliyor.

Kelamın zembereğini kuran o asil cümlenizde, “Yazmak benim için bir ihtiyaç oldu, çünkü bazı düşünceler yalnızca kalemde tamamlanıyor” diyorsunuz. Zihninizdeki o ham düşüncelerin kalemin ucunda bir mizanpaj nizamına bürünmesi ve ruhumuzda açılan yaraların cümlelerle iyileşmesi, sizin yazarlık yolculuğunuzda nasıl bir uyanışın kapısını araladı?

Yazmak, yalnızca düşünceleri kâğıda aktarmak değil; insanın kendisiyle yaptığı en dürüst yüzleşmelerden biridir. Zihnimde dolaşan birçok düşünce, duygu ve sorgulama ancak kalemin ucuna değdiğinde gerçek anlamını buluyor. Bir acı, sevinç, bazen de cevabını aradığım bir soru, yazı aracılığıyla kendi yerini ve sesini buluyor.

Yazarlık yolculuğumdaki en büyük uyanış, yazının yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda kendimi tanımanın, hayatı anlamlandırmanın ve insan ruhunun derinliklerine ulaşmanın bir anahtarı olduğunu gördüm. Her metin, kendi iç dünyamda açılan yeni bir kapı; her cümle hem geçmişle hem de gelecekle kurduğum güçlü bir köprü oldu. Yazmak benim için bir tercih değil, düşüncenin olgunlaştığı, duygunun nefes aldığı ve ruhun kendini yeniden inşa ettiği vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.

Yıllar içinde yalnızca yazan biri olarak kalmayıp, “metinlerin ruhunu dinlemeyi öğrenen bir editör” olduğunuzu ifade ediyorsunuz. Bugünün piyasasında editörlük alelade bir imla kontrolü gibi sığlaştırılmak istenirken; bir metnin görünmeyen kalbini keşfetmek, kelimelerin yükünü ve o derin sessizliklerin anlamını omuzlamak bir zanaatkâr için neyi ifade eder?

Editörlüğü hiçbir zaman yalnızca dil bilgisi hatalarını düzeltmek, cümleleri teknik bir denetimden geçirmek olarak görmedim. Editörlük, bir metnin görünmeyen nabzını tutabilme sanatıdır. Her metnin kelimelerden daha fazlasını taşıdığına inanırım; satır aralarında saklanan tereddütleri, eksik bırakılmış duyguları, yazarın farkında olmadan metne bıraktığı izleri dinlemek gerekir.

En önemli şey, metinlerin de insanlar gibi bir ruhu olduğudur. Bir cümledeki fazlalığı silerken, onun neden orada durduğunu da anlamak gerekir. Editörlüğü tamirat işi değil,........

© Haberton