SARI SAÇIN SIRRI
Ama Asıl Mesele Perdede Değil
İnsanlar bize "Her şeyi birbirine bağlıyorsunuz" dediğinde, aslında bu çağın en büyük körlüğünü itiraf ediyorlar. Çünkü bizim yaptığımız şey basit bir komplo teorisi üretmek ya da seküler bir medya okuması yapmak değil. Biz, gözümüzün içine sokulan bu sembollerin arkasındaki o devasa itikadi savaşı, o sinsi başkaldırıyı ve Rab tanımayan küstahlığı görüyoruz. Biz "Bu film şu siyasetçi için yapıldı" demiyoruz; biz, bu çağın dilinin insandaki itikadı — gücün ve kudretin yalnızca Allah'a ait olduğu inancını — nasıl kemirdiğini söylüyoruz.
Bu yazıya başlamadan önce bir temel koymamız gerekiyor: güç kimindir? Bu soru cevaplanmadan hiçbir sembol, hiçbir slogan, hiçbir isim doğru okunamaz. İslam'ın cevabı nettir güç, mülk, hüküm; hepsi tek bir Sahibe aittir.
لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ
"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır." (Âl-i İmrân, 189)
Bu temel yerleşmeden, şimdi bir çocukluk anısına, ve o anının bugün yeniden karşımıza nasıl çıktığına bakalım.
Çocukluğun ekranı küçüktü. Ama üzerinde büyüyen imgeler, koca bir ömür boyu içimizde büyümeye devam etti. Bir çocuk hatırlar: kılıcını kaldırıp haykıran sarışın bir kahraman "Gölgelerin gücü adına… Güç bende artık!" O günlerde bu sadece bir çizgi filmdi. Bugün aynı kahraman yeniden ekrana dönüyor ama artık çocuk değiliz, ve belki de bu yüzden ilk kez soruyoruz: bu görüntü bize ne anlatıyordu, ne anlatıyor?
Bu sahneyi tek bir replikten ibaret sanmayalım. İçinde, çözülmeyi bekleyen altı ayrı sembol katmanı var.
Birincisi, göğe kaldırılan kılıç. Güç göğe doğru kaldırılır ama gökten inmez, göğe doğru talep edilir. Yön tersine dönmüştür: vahiy yukarıdan aşağıya inerken, bu sahnede güç aşağıdan yukarıya, kişinin kendi iradesiyle çekilip alınır.
İkincisi, dönüşüm ritüeli. Sıradan bir genç , kılıcı kaldırdığı anda başka bir varlığa dönüşür. Bu, bir nevi seküler bir "yeniden yaratılış" iddiasıdır insanın kendi kendini, kendi iradesiyle yeniden var etmesi. Oysa yaratma, yalnızca Yaratıcıya ait bir fiildir.
Üçüncüsü, seçilmiş kişi motifi. Bu güç herkese açık değildir; yalnızca "seçilmiş" olana açılır. İlahi seçilmişlik makamı (nübüvvet, velayet), burada sekülerleştirilip bir kahramana devredilir.
Dördüncüsü, Grayskull Kalesi'nin kutsallığı. Gücün kaynağı olarak sunulan bu kale, âdeta bir mabet gibi konumlandırılır kutsal mekân kavramı, taştan bir yapıya, bir "güç deposuna" indirgenir.
Beşincisi, Sorceress (Büyücü) figürü. Kahramana yol gösteren bu karakter, vahiyden bağımsız, gaybî bir danışman gibi işlev görür sanki hidayet, peygambersizde mümkünmüş gibi.
Altıncısı, kozmik enerji fikri. Güç bazen kişisel bir hak olarak değil, evrene yayılmış panteist bir akış olarak sunulur ama yine de bir kişide "toplanabilir", bir kişide "birikebilir" olarak kurgulanır. Bu, hem tevhidi hem de gücün emanet olduğu ilkesini aynı anda ihlal eder.
Bu altı katman tek tek küçük görünebilir. Ama bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo şudur: güç, ilahi bir emanet olmaktan çıkarılıp, ritüelle kazanılan, seçilmişlere özel, kutsal bir mekâna bağlı, vahiyden bağımsız bir mülke dönüştürülüyor.
Bütün bu sembollerin üzerine bir de ismin kendisi geliyor:........
