Türkiye’nin Bitmeyen Vesayet Kavgası ve Ezilen Türk Milleti
Türkiye uzun yıllardır aslında iki yanlışın arasında sıkışmış bir ülke görüntüsü veriyor. Bir tarafta kendisini devletin gerçek sahibi zanneden seçkinci bir anlayış… Diğer tarafta ise bu seçkinci anlayışa tepki gösterirken devleti, kurumları ve milli yapıları topyekûn düşman ilan eden başka bir anlayış…
Ve her kavganın sonunda olan yine Türk milletine oluyor.
Bir dönem özellikle devletin bazı kritik kurumlarında, bilhassa da Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde; millete yukarıdan bakan, kendisini “ülkenin patronu”, halkı ise yönetilmesi gereken sıradan kalabalıklar gibi gören bir zihniyet vardı. İnsanların yaşam tarzına, inancına, siyasetine hatta kılık kıyafetine kadar müdahale etmeyi doğal hak sayan bu anlayış; zamanla toplumun önemli bir kısmında ciddi kırgınlıklar oluşturdu.
O yıllarda adeta bir “asker kutsama” yarışı yaşanıyordu. Eleştiri bile yapılamayan, dokunulmaz görülen bir atmosfer oluşturulmuştu.
Fakat mesele şurada koptu…
Bu yanlış vesayet anlayışına karşı çıkılması gerekirken, bu defa başka bir aşırılık üretildi. Özellikle sözde demokrasi ve sözde İslamcılık adına hareket eden bazı yapılar; birkaç komutana veya vesayetçi anlayışa tepki göstermek yerine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamını hedef alan bir dil geliştirdi. Bugün artık çok daha net görüyoruz ki o yapıların bir kısmı dış bağlantılı operasyon aparatlarıydı. Amerika’ya hizmet eden, dini istismar eden ve devleti içeriden çökertmeye çalışan organizasyonlardı.
Türkiye’de insanlar........
