menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Terör Örgütüyle "Açılım" Safsatası

252 0
14.03.2026

Terör örgütü pkknın üst düzey yöneticisi Duran Kalkan’ın açıklamaları ve örgütün uzantılarının eylemleri, Türkiye’deki olası bir “çözüm” arayışının ne denli büyük bir siyasi safdillik, toyluk, tecrübesizlik olduğunu kanıtlamaktadır. Son dönemdeki dört kilit gelişme ve Kalkan’ın tahlilleri, örgütün ve çevrelerinin tek bir amaca kilitlendiğini göstermektedir: Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü karşılığında siyasi statü kazanımı.

Bölgesel Statü Arzusu

Örgütün elebaşı Abdullah Öcalan’ın, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’ye mektup yazarak Türkiye’deki süreci bölgeye taşımaya çalışması ve Barzani'nin kanalı Rudaw’ın ulus-devlet çağrıları, Kürt siyasi hareketinin nihai hedefinin Türkiye sınırlarını aşan bir coğrafi statü arayışı olduğunu gösterir. Bu arayışın en somut kanıtı, terör örgütü Pkknın  Suriye kolu olan SDG’nin işgal ettiği topraklarda “Rojava Futbol Federasyonu” kurarak CONIFA’ya (FIFA’ya bağlı olmayan bölgeler birliği) üye olması ve bu sözde oluşumun stadyuma terörist ismi verip Öcalan’ın fotoğrafını asmasıdır; bu durum, pkk bizden farklı' masalını kendi eliyle çürütmektedir. Meclis’teki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi komisyonuna 57 gençlik örgütünden oluşan Gençlik Örgütleri Forumu (GOFOR) tarafından sunulan talepler ise, Milli Devleti hedef alan ve bölücü hareketlerin ajandasını Meclis zeminine taşıyan üçüncü kilit gelişmedir. Dördüncüsü ise, örgütün hukuki uzantısı Asrın Hukuk Bürosu'nun, Meclis’teki eleştirilere karşı "kandan beslenenler" gibi hakaretleri kullanması, davanın hukuki değil, ideolojik bir şantaj davası olduğunu kanıtlamaktadır.

Vazgeçilmez Tek Şart: Öcalan'ın Fiziksel Özgürlüğü

Terör örgütü Pkknın  üst düzey yöneticisi Duran Kalkan’ın son açıklamaları, örgütün bütün siyasi söylemini tek bir amaca kilitlediğini, Türkiye’deki sürece dair nihai tutumunu sert bir dille ilan ettiğini ve müzakere masasının sadece bir ultimatom masası olduğunu kanıtlıyor. Kalkan, hükümetin yaklaşımını "taktik" ve "politika" olarak nitelerken, kendilerinin ise demokratik siyaset stratejisinde kararlı olduklarını ancak bunun mutlak bir şarta bağlı olduğunu belirtiyor.

Kalkan, örgütün tavizsiz tutumunu tekrarlıyor ve hükümetin "yeni bir pişmanlık kanunu çıkaracakları" iddialarını dahi alaycı bir dille reddediyor: "Dağ, doğura doğura fare doğuracak. Sonunda yeni bir pişmanlık kanunu çıkaracaklar. O bir kişiyi bile etkilemez. Bu dağdan hiçbir savaşçıyı Önder Apo’nun özgürlüğü dışında hiç kimse indiremez. Kırk yıl bekleseler de ulaşamazlar buna." Bu net ultimatom, örgütün siyasi müzakerelerden herhangi bir tavizi kabul etmeyeceğini, kendisini yürüteceği demokratik siyasetin öncülüğünü de sadece Öcalan'ın yapabileceğini ilan ederek pazarlık masasını tek bir mahkûmun kaderine kilitlediğini gösteriyor.

Örgüt, bu talebi bir propaganda taktiğiyle yumuşatmaya çalışmakta, elebaşı Öcalan'ın sözde fedakârlığına sığınmaktadır: Öcalan, "Ben şimdiye kadar kendi özgürlüğüm için bir şey istemedim, bundan sonra da istemiyorum" dese de, Kalkan hemen ardından bu sözde isteksizliği yerle bir eden mutlak şartı ortaya koyar: "Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne odaklanmaktan başka bir işi olamaz... Bu olmadan diğer şeylerin hiçbirisi gerçekleşmez." Kalkan’ın, "Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü olmadan yememeliyiz, içmemeliyiz, durmamalıyız, yorulmamalıyız, dinlenmemeliyiz" şeklindeki militanca seferberlik çağrısı, meselenin bir halkın özgürlüğü değil, tek bir elebaşının kültü etrafında örülmüş bir şantaj silsilesi olduğunu kanıtlar. Bu çağrı, gençlere yönelik bir talimat olarak, Türkiye toplumunu etkilemek için her türlü yöntemin kullanılmasını (didik didik ilişki kurma, gerçekleri ulaştırma) içermektedir.

Kürt’ü İnkar ve İmha Siyaseti

Kalkan, iktidar kanadını hedef alarak, "Kürt'ü inkar ve imha zihniyetinden de siyasetinden de vazgeçmiş değil" iddiasını ortaya atmaktadır. Hükümetin yaptığını "taktik" ve "PKK’yı tasfiye etmek için ne gerekiyorsa onu yapmak" olarak gören Kalkan, devletten radikal bir zihniyet değişimi beklediğini belirtmektedir. Bu iddia, örgütün beklediği şeyin sadece bir ateşkes değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel siyasi ve hukuki zihniyetinde radikal bir değişim olduğunu kanıtlar. Örgüt, bu değişimi reddeden herkesi, basından siyasete, sanata ve ekonomiye kadar her alana yayılan "rantçılar" ve "kandan beslenenler" olarak yaftalamaktadır. Kalkan'ın, bu eleştirilere karşı çıkan Kürtlere yönelik sert tehdidi ise aklama çabalarının boyutunu göstermektedir: Öcalan’a karşıtlık temelinde rant elde edenlerin, elebaşının dediği gibi, "tükürükle boğulması" ve toplumun tepkisi karşısında sokağa çıkamaması gerektiğini söyleyerek, şiddet dilini korumakta ve sindirme amacı gütmektedir.

Bölgesel ve Uluslararası Tehditler

Bu durum, örgütün bölgesel ve uluslararası hedefleriyle de paraleldir. Kalkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış politika hamlelerini (Şarm El Şeyh, ABD/İsrail ile anlaşma) eleştirerek, Erdoğan’ın bu güçlerden destek alarak Kürt toplumunu ezmek istediğini iddia ediyor ve "Dananın kuyruğu Kıbrıs'ta kopacak! O zaman göreceğiz, kimlerin başına neler gelecek" sözleriyle açık bir bölgesel tehditte bulunuyor. Ayrıca, "40 Gazze çıkar, ben engelledim" diyerek, örgütün bu şantajına boyun eğilmediği takdirde, Türkiye ve Kürdistan'ın da Gazze gibi bir felaketi yaşayabileceği tehdidini savurmaktadır. Kalkan, komployu "3. Dünya Savaşı'nın bir parçası" olarak tanımlayarak, örgütün kendisini bölgesel ve küresel güç dengelerinin merkezinde konumlandırdığını gösteriyor.

Bölücülüğün Meclis Zeminindeki Somut Talepleri

GOFOR tarafından sunulan talepler, "eşit yurttaşlık" adı altında milli devletin üniter yapısını hedef alan düzenlemeler içermektedir. Bu talepler arasında, anadilde eğitim ve kamu hizmetlerinden anadiliyle yararlanma gibi milli devletin üniter yapısını zedeleyici ve Türkçe’nin resmi dil olma statüsünü tartışmaya açan unsurlar yer almaktadır. Ayrıca, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi ve silah bırakanlar için toplumsal entegrasyon, istihdam ve rehabilitasyon programları gibi maddelerle terör örgütü sempatizanlarının hukuki zeminini genişletme ve devlete karşı savaşmış unsurlara 'kahraman' muamelesi yapılması dayatılmaktadır. Belediyelere kayyum atama uygulamalarının derhal sonlandırılması ve belediyelerde "gençlik meclislerinin" kurulmasının zorunlu hale getirilmesi talebi ise, bölücü siyasetin gasp edilen yerel güç odaklarını geri alma ve özerklik zeminini oluşturma isteğini netleştirmektedir.

Nihai Çözümlemede Pazarlık Safdilliği

Bu alçak ifadeler ve eylemler silsilesi, terör örgütüyle pazarlık yapmanın, masada konuşulacak şeyin sadece bir tek kişilik bir tehdit olduğunu bile bile oturmak olduğunu göstermektedir. Örgütün uzantısı olan Asrın Hukuk Bürosu'nun bile, meşru eleştirilere karşı "kan emiciler" gibi hakaretleri kullanması, davanın hukuki değil, ideolojik bir şantaj davası olduğunu kanıtlar. Terör örgütüyle pazarlık yapmak, ülkenin bekasını tek bir terör liderinin şantajına teslim etme gafletidir. Örgütün her adımı , Suriye'deki futbol federasyonu, Barzani'ye gönderilen mektup, Kalkan'ın ultimatomu, topluma yönelik sindirme çağrısı ve Meclis'teki talepler , "Türkiye’ye entegrasyon" değil, "bölgesel statü kazanımı" ve "elebaşının kurtuluşu" hedefine hizmet etmektedir. Kalkan’ın ilan ettiği mutlak şartı ve GOFOR’un Milli Devleti tehdit eden taleplerini reddederek, demokratik siyasetin asla terörün uzantıları tarafından dikte edilemeyeceği gerçeğiyle yüzleşmek, Türkiye’nin güvenliği ve geleceği için tek meşru yoldur.


© Habererk