Gazze Kasabı Suçlamasından 'İsrail'i Affettiren Anlaşmalara' Savaşın ve Barışın İroniği
İsrail'in Gazze'deki eylemlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiğine dair ciddi suçlamalar (soykırım, savaş suçları, toplu cezalandırma) ve bunun sonucunda yaşanan büyük insani trajedi ortadayken, siyasi söylem ve diplomatik süreçlerin barış adı altında nasıl çarpıcı bir ikilem yarattığı dikkat çekicidir. Bir yanda binlerce masumun katledildiği, yüzbinlerce insanın yaralandığı ve neredeyse 2 milyon insanın evini terk ettiği bir yıkım yaşanırken, diğer yanda "barış anlaşmaları"ndan bahsedilmesi, bu durumun en acı verici ironisidir.
Öncelikle, Gazze'deki felaketin boyutlarını ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu duruma karşı takındığı sert tavrı hatırlamak gerekir. İsrail'in İddia Edilen Suçları, sivil hedeflerin (okullar, hastaneler) vurulması, aç bırakmanın savaş yöntemi olarak kullanılması, zorla yerinden etme, toplu cezalandırma ve nihayetinde soykırım suçlamalarıdır. Bunlar, Uluslararası Adalet Divanı'na taşınan ciddi hukuki iddialardır. Tahmini 67.000'i aşan can kaybı ve yaklaşık 1.9 milyon insanın evinden zorla edilmesi, bu suçlamaların dayanağını oluşturmaktadır.
Erdoğan ve AKP'nin Söylemi ve Orijinal İfadeler bu bağlamda en sert tonda dile getirilmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'deki saldırılar ve sivil ölümleri üzerine Haziran 2025 civarında, Netanyahu'yu açıkça hedef alarak, "Netanyahu, şu anda yaptığı soykırımla Hitler'i geride bırakmıştır" ifadesini kullanmıştır. Ayrıca, Netanyahu'nun eylemlerinin "soykırımcı" olarak nitelendirilmesi o kadar yaygınlaşmıştır ki, 22 Eylül 2025'te Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir televizyon kanalında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "soykırımcı Netanyahu" ile kıyaslanması üzerine soruşturma başlatıldığını duyurmuştur. AKP'nin Sözcüsü Ömer Çelik ise 16 Eylül 2025'te, Netanyahu'nun Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan sözlerine tepki gösterirken onu, "Soykırım şebekesinin başkanı" olarak nitelendirmiş ve bu sözlerin "yok hükmünde" olduğunu belirtmiştir. Çelik, daha önce, 28 Aralık 2023'te de Netanyahu'nun "insanlığa karşı işlediği savaş suçları ve Filistinlilere yönelik soykırım girişimi nedeniyle layık olduğu şekilde nefretle anılacak ve bir gün hukuk önünde hesap verecektir" diyerek suçlamaların hukuki boyutuna dikkat çekmiştir. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da 27 Ağustos 2025'te, Netanyahu'nun 1915 olaylarına ilişkin açıklamasına tepki gösterirken onu, "Tarihin ve geleceğin mahkum ettiği bir caninin" sözlerinin hükmü olmadığını belirterek kınamıştır. Bu suçlamaların yanında, İsrail'in bir "terörist" ve "işgalci" devlet olduğu, bölgede yayılmacı politika izlediği ve tüm Batı değerlerinin Gazze'de öldüğü yönündeki diğer sert açıklamalar, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteğin en üst perdeden ilanıdır.
Eleştirinin düğümlendiği nokta tam da burasıdır: Erdoğan'ın bu denli sert suçlamaları ve Filistin'e sahip çıkma söylemi ortadayken, onun taraftarları veya siyasi çevresi, Gazze ve Filistin sorunu çözülmeden hangi barışı yapmışlardır?
Kastedilen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuğunda gerçekleşen ve özellikle bölgedeki bazı Arap ülkelerinin İsrail ile ilişkilerini normalleştirdiği İbrahim Anlaşmaları ve Gazze'deki ateşkes süreçleridir. Türkiye'nin de katıldığı Şarm El-Şeyh Zirvesi gibi diplomatik toplantılar bu ironiyi derinleştirmiştir.
Söylemden Geri Adım ve Unutulan Sözler, Trump yönetiminin siyasi tehdit, şantaj veya başka güçlü argümanları karşısında hızla yumuşamıştır. Dün Netanyahu'ya "soykırımcı" diyenlerin, bugün Trump'ın liderlik ettiği ve İsrail'in "savaşın bittiği" mesajını verdiği diplomatik zirvelerde masada yer alması, büyük bir çelişki yaratmıştır. İslam dünyası, toplu ve ortak bir tavır koymakta başarısız kalmış; sözler fiiliyata dönüşmemiş ve kolayca unutulmuştur. Bölge ülkelerinin Filistin davasına "ihanet" olarak nitelenen İbrahim Anlaşmaları'nı imzalaması da bu durumun en somut göstergesidir. "Affettiren Anlaşmalar" ve Ağır İddiaların Akıbeti, Trump'ın İsrail parlamentosunda (Knesset) yaptığı konuşma ve akabinde........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin