menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkosfer’e tipik bir örnek: Somali

51 0
26.02.2026

Türkiye’nin oluşturduğu stratejiyi uygulamaya koyduğu 2011 senesinde, Somali tam manasıyla iflas etmişti. Dünyanın en fakir, geri ve istikrarsız ülkesiydi. Ülkenin toprakları, elliden fazla radikal dinci, menfaat ve aşiret bazlı yapılanma tarafından kontrol ediliyordu. Hükümet sadece başkentteki iki, üç mahalleye sıkışmıştı. Çetecilik, korsanlık ve gasp normalleşmişti. Her yıl on binlerce insan açlıktan ölüyordu. Bebekler ve küçük çocuklar çalınarak, batılılara satılıyordu. Devletin neredeyse tek gelir kaynağı, yurtdışından gelen yardımlardı.

İç savaşın başladığı 1991 senesinden sonra başta BM, ABD, İngiltere ve AB olmak üzere uluslararası güçler Somali’ye müdahale etmişler, binlerce asker göndermişler ve çok sayıda kayıp vermişlerdi. Sonuç alamayınca pes ederek geri çekilmişlerdi. Her sene bir öncekinden berbattı.

Diyeceksiniz ki ‘’Bu durumdaki bir memlekette üstelik bu kadar başarısızlık yaşanmışken, Türkiye’nin ne işi var?’’ Türkiye’nin Afrika stratejisi 2005 yılında Çin’in Afrika’ya girişinden hemen sonra uygulanmaya başlandı. Türkiye kıtaya güçlü bir giriş yapsa da Çin gibi sınırsız imkanlara sahip bir dünya deviyle, kıtada iki yüz yıldır hükümran olan İngiltere, Fransa ve ABD’nin karşısında istediği mesafeyi alamadı. İhracatı her yıl katlanarak artsa da özellikle eğitimde, havacılıkta, hava limanı işletmeciliğinde ve ticarette mesafe alınsa da pastadan aldığı pay küçük kaldı.

Bu konjonktür Türkiye’yi ikili strateji uygulamaya itti. Türkiye Afrika genelinde etkili olmaya ve güçlenmeye çalışırken, büyük güçlerin girmeye değer görmediği, başarısız olduğu ve/veya terk ettiği ülkelere yöneldi. Yani risk aldı. Yöneldiği ülkelerde önce emniyeti ve istikrarı sağladı. Sonra refahı arttırıcı politikalar uyguladı. Bu stratejinin takip edildiği ilk ülke Somali oldu.

Türkiye okullar, hastaneler, sağlık ocakları, su kuyuları yaparak halkla bütünleşti. Somali’nin hava ulaşımını THY sağladı. Hava limanlarını Türk şirketleri işletti. On binden fazla genç Türk üniversitelerinden mezun oldu. Bir o kadarı halen öğrenci. Somali ordusunu Türk subayları kurdu. Binden fazla subay Harbiye’den mezun olarak Somali ordusuna katıldı. İki binden fazla subay, Mogadişu’da, eğitim dili Türkçe olan, Türk komutanların eğitim verdiği harp okulunu bitirdi.  

Somali, en uzun sahil şeridi olan Afrika ülkesi olmasına rağmen balıkçılıktan kayda değer tutarda gelir elde edemiyordu. Geçmişte Somali sahillerine Batılılar zehirli atık dökmüş, zehirli atıkla beslenen balıkları yiyenler ölünce din adamları balık yemeyi yasaklamıştı. Olayın üzerinden on yıllar geçmesine rağmen halkın önemli kısmı balık yemiyordu. Diyanet görevlileri din adamlarını ve halkı aydınlattılar. OYAK, Somali hükümetiyle anlaşma imzalayarak balıkçılığı geliştirme inhisarını aldı. İki ülkenin de kar edeceği bir model kuruldu.

Başta madencilik, tarım, sağlık, ulaştırma, enerji ve hizmet sektörleri olmak üzere aşağı yukarı her alanda iki ülkenin şirketleri veya Türk şirketleriyle Somali devleti iş birliği yapıyor. Yapılan limanlar sayesinde Somali, başta 140 milyonluk Etiyopya olmak üzere kıyısı olmayan Afrika ülkelerinin dünyaya ulaştığı kapı olma vasfını kazandı. 2011 senesinde 105 dolar olan kişi başına milli gelir 2025 yılında 1500 doları geçti.

Somali kara, hava ve deniz üslerimizin üçünün birden olduğu tek memleket. Üç üstte beş binden fazla askerimiz var. Türkiye bu üsler sayesinde Afrika Boynuzunda, Kızıldeniz’de ve Umman Okyanusunda başat güçlerden biri haline geldi. Yemen ve Sudan gibi istikrarsız ülkelere müdahale etme opsiyonu oluşturdu.

Türkiye, en iddialı adımını, Somali karasularında üç sahada petrol aramalarını başlatarak attı. Mogadişu, 2025 senesinde, iki sahada 20 milyar varil petrol bulunduğunu, üçüncü sahada da 10 milyar varil civarında petrol olduğunun tahmin edildiğini açıkladı. 2026 yılında sondaj faaliyetlerinin bitirilerek 2027’de petrol çıkarılması planlanıyor. Üretilecek petrolün %30’u Türkiye’ye ait olacak.

Ocak ayında Ankara Somali ile ilgili çok önemli iki anlaşma imzaladı. İlk anlaşmayla Somali topraklarında petrol arama hakkını TPAO aldı. İkinci anlaşma ile TPAO ve Chevron açık denizlerde petrol ve gaz arama, tarama, bulma, sondaj yapma, çıkarma ve sevk etme konusunda müşterek hareket edeceklerini açıkladılar. Enerji Bakanımız TPAO’nun hedefinin günde bir milyon varil petrol üretmek olduğunu açıkladı.

Yine ocak ayında cumhurbaşkanımız, Somali’de 900 kilometre karelik bir arazi de uzay çalışmalarının ve uzun menzilli füze denemelerinin yapılacağı bir askeri üssün kurulacağını açıkladı. Haddizatında üssün inşaatına başlamıştı. Türkiye artık çok uzun menzilli füzeler üretiyor. Fakat hava trafiğimiz yoğun olduğundan, okyanus kıyısında olmadığımızdan ve topraklarımızda çöl/step olmadığından, füze denemelerinde sorun yaşıyoruz. Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de çok fazla gemi var. İlaveten bu denizler ancak kısa menzilli füzelerin denenmesi için uygun. Oysa Somali’nin okyanusta binlerce kilometre sahili var. Binlerce kilometre menzili olan füzeler bile denenebilir.

Uzay üssünün ilk amacı uzaya uydu göndermek. Bugüne kadar uydularımızı Amerika üzerinden ücret ödeyerek gönderdik. Artık Somali’den göndereceğiz. Akıllara hemen ‘’Neden kendi topraklarımız değil de Somali?’’ sorusu gelecektir. Uzay araçları ekvatora yaklaştıkça daha az yakıt harcayarak daha fazla yük taşıyabiliyorlar. Zira ekvatora ne kadar yakınsalar atmosferden o kadar çabuk çıkıyorlar. Dikkat ederseniz uzay faaliyetleri olan devletlerin istisnasız hepsinin üsleri, güneydedir. SSCB’nin uzay üssü Kazakistan, Baykonur’daydı. Fransa’nın uzay üssü Guyana’da, İtalya’nın ki Kenya’da. İlaveten okyanus kıyısında olmadığımızdan ve çölümüz olmadığından, Türkiye zaten uzaya uydu fırlatmak için münasip değil.

Türkiye’nin Somali’de ortaya koyduğu, sömürüden en ufak iz taşımayan kazan-kazan modeli diğer Afrika ülkelerinin de dikkatini çekiyor. Zira Türkiye faaliyete geçtiği bütün devletlerde benim Türkosfer dediğim bir atmosfer oluşturuyor. Kar, para, petrol, gaz ve madenlerin yanında ve onlardan daha fazla insana önem veren bir iklim tesis ediyor. Rejim, mezhep, inanç, din ve hayat tarzı empoze etmiyor.

Türkiye’nin 20 yılda Afrika’daki ikinci başat oyuncu haline gelmesinin nedeni bu.  Afrika’ya en çok uçan şirket THY. Afrikalıların üniversite eğitimi için en çok tercih ettiği üçüncü ülke, Türkiye. Afrika’da en çok okulu olan kuruluş, Maarif Vakfı. Afrika’da en çok büyükelçiliği, konsolosluğu ve ticaret ataşeliği olan devletlerden biriyiz.

Somali’yi Libya ve Sudan takip etti. Türkiye benzer başarıyı bu ülkelerde de tekrarlayacak gibi gözüküyor. Bu başarılar bize sadece Afrika’da değil benzer özellikler taşıyan bütün coğrafyalarda hareket imkanı kazandıracak. Türkiye’nin büyük devlet olması ve insanlığın sömürüden kurtulması bu stratejinin başarıyla uygulanmasına bağlı.


© Habererk