Ortadoğu’nun yeni jeopolitiği
Savaş bittiğinde, Ortadoğu’nun jeopolitiği aynı Birinci ve İkinci Dünya savaşlarından sonra olduğu gibi baştan aşağıya değişecek. Haritalardaki değişim belki öncekiler kadar radikal olmayacak ama yepyeni bir Ortadoğu ile karşı karşıya olacağız. Eğer hazırlıklı olursak, doğru hamleler yaparsak bu süreçten en karlı biz çıkacağız.
Ortadoğu’nun ekonomisi Hürmüz Körfezine dayanıyor. Dünya’nın petrol rezervleri açısından dördüncü, gaz rezervleri açısından ikinci ülkesi olan İran enerji ihracatının %90’dan fazlasını körfezden geçiriyor. Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan SWAP yöntemiyle, İran’ın limanlarını kullanarak, körfez üzerinden büyük hacimlerde olmasa da petrol ve gaz sevkiyatı yapıyorlar.
Körfezin kuzeyindeki ve batısındaki Irak, Kuveyt, Bahreyn, Katar, BAE ve Suudi Arabistan’ın (SA) petrol ve gaz ihracatlarının neredeyse tamamı körfez üzerinden. Sadece Kuzey Irak’tan Ceyhan’a ve SA’nın üretim sahasından Kızıldeniz’e petrol taşıyan toplam iki nakil hattı var. Yani Körfez ülkelerinin ekonomisi Hürmüz Boğazına, diğer Arap devletlerinin ekonomileri de Körfez devletlerine bağlı.
Savaş Ortadoğu’da genel kabul görmüş mutlak doğruların çökmesine yol açtı. ‘’Hürmüz Boğazı kapatılamaz’’ deniyordu. Kapatıldı. Düşünün körfezde kıyısı olan ülkeler körfezin kapatılamayacağından o kadar eminler ki petrol ve gaz depoları yapmamışlar. Sınırsız imkanlarına rağmen nakil hatları inşa etmemişler.
İran’ın durumu daha da garip. Zira diğer körfez ülkelerinin aksine İran’ın, boğazın güneyinde de uzun sahilleri var. Kapatılma ihtimaline karşı nakil hatları inşa ederek boğazı bypass edecek alternatif güzergahlar oluşturabilirdi. Bunu ne düşündüler ne de yaptılar. Zira İran yüzyıllardır kötü yönetiliyor.
‘’Amerika’nın güvenlik şemsiyesinin altındaki Körfez devletleri, dokunulamaz’’ kabul ediliyordu. ABD, bu koruma bugünkü gibi üslerle ve anlaşmalarla güçlendirilmemişken, Kuveyt’e saldıran Irak’ı işgal etmiş ve Saddam’ı devirmişti. Körfez ülkeleri bu koruma karşılığında Amerika’ya yüklü tutarlar aktarıyorlardı.
Bu savaşta Amerika’nın bırakın Körfez ülkelerini korumayı, askeri üslerini ve elçiliklerini bile koruyamadığı anlaşıldı. Askeri üslerin hepsi yerle bir edildi. Üslerde görevli ABD askerleri öldürülmesinler diye ya tahliye edildiler ya da otellere dağıtıldılar. Haddizatında İsrail Katar’a saldırdığında da Amerika’nın korumasının yeterli olmadığı fark edilmişti.
Körfez devletlerinin trilyon dolarlar harcadıkları savunma sistemlerinin etkili olduğu var sayılıyordu. Orduları modern silahlarla teçhiz edildiğinden güçlüydü. (!) Bu genel kabullerde fos çıktı. Bu devletlerin doğru düzgün savunma sistemleri yokmuş. Katar, Bahreyn ve BAE gibi coğrafi olarak minik ama zengin ülkeler bile savunma sistemi kurmayı başaramamışlar. SA, en büyük rafinerilerinin ve enerji sahalarının vurulabileceğini düşünmemiş, buraları koruma altına almamış.
Çöken mutlak doğrular terk edilerek Ortadoğu yeniden inşa edilecek. Bundan böyle Körfez devletlerinin ekonomilerini, Hürmüz Boğazının kapatılmayacağına güvenerek yapılandırmaları mümkün değil. Yani bu devletler petrol ve gazlarını piyasalara nakil hatlarıyla ulaştıracaklar. Çin ve Japonya gibi müşterilere nakil hattı ile ulaşmaları mümkün olmadığından ana müşterileri Avrupa olacak.
Körfezi Avrupa’ya ulaştıracak olan en kısa, güvenli ve düşük maliyetli güzergah Irak ve Türkiye’den geçiyor. Türkiye’nin liderliğinde, altı Körfez ülkesinin petrol ve gazını Avrupa’ya taşıyacak dünyanın en uzun ve en yüksek kapasiteli nakil hatları kompleksi inşa edilebilir. Nakil hatlarının bu güzergaha yapılması yani kalkınma yolunun hayata geçirilmesi için Irak’ta güvenliğin sağlanması yani PKK ve Haşdi Şabinin tasfiye edilmesi şart.
PKK’nın tasfiye edileceği gözüküyor da Irak ordusundan daha güçlü, kalabalık ve modern silahlarla teçhiz edilmiş olan Haşdi Şabi’nin arkasında İran varken tasfiye edilmesi o kadar kolay değil. Bu başarılamazsa zaman kaybedilmemeli ve nakil hattı Irak’ın yerine, Ürdün-Suriye-Türkiye güzergahına inşa edilmeli. Bu güzergah uzun olduğundan maliyetli olacaktır ama Irak’tan daha güvenilir olduğu tartışılamaz. Zira İran her zaman Irak’ı istikrarsızlaştırabilir. Enerji nakil hatları açısından Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridoru Türkiye’nin alternatifi olamaz. Zira denizin dibine nakil hattı döşemek karasal nakil hatlarından ortalama dört kat daha pahalıdır.
Körfez ülkeleri Hürmüz Boğazına bağımlı olmaktan nakil hatları inşa ederek kurtulabilirler ama güvenliklerini bu kadar kolay sağlayamazlar. İran’ın günlerdir vurduğu Körfez ülkeleri mukabelede bile bulunamadılar. Bu savaş bittikten sonrada bu acizlikleri hatırlanacak. ABD üsleri inşa etmenin ülkeleri korumadığı tam tersine hedef yaptığı görüldü. Gelecekte bu ülkeleri İran’ın veya üçüncü bir devletin herhangi bir nedenle vurmasını kim, nasıl engelleyecek? Büyü bozuldu.
Körfez ülkeleri savaştan sonra Türkiye, Mısır ve Pakistan gibi askeri açıdan güçlü devletlerin de katılacakları hatta gelişmelere göre belki İran’ı da içerecek bir güvenlik paktı kurmaya çalışacaklardır. Savunma doktrinlerini baştan aşağı değiştirmek zorundalar. Artık kaynaklarını sadece ABD’ye akıtamazlar. Türkiye ve Pakistan gibi devletlerden yaptıkları savunma sanayi ürünleri ithalatını artırmak mecburiyetindeler. Bu devletlerle yatırım, finansman ve ticaret alanlarında da daha kapsamlı iş birlikleri geliştireceklerdir.
Türkiye, Yeni Ortadoğu’nun en güçlü devleti olacak. Zira iki güçlü rakibi, İran ve İsrail bu süreçte zayıflayacak. ABD hegemonyasının azalacak olması da lehimize. Doğru hamleler yaparsak enerji ve ekonomi alanlarında daha hızlı mesafe alacağız ve Körfez devletlerinin vazgeçilmezi olacağız. Daha savaş sürerken Bağdat ile Erbil’in Kerkük’ün petrolünü Ceyhan’a akıtmak konusunda anlaşmaları, tespitlerimizin doğruluğunun teyidi.
En büyük riskimiz ekonomimizin kırılgan olması. Savaş uzadıkça enerji maliyetimiz artacak, ihracat, turizm ve yurtdışı müteahhitlik gelirlerimiz azalacak. Cari açık zirve yapacak. Düzelmekte olan ekonomik göstergelerimiz bozulacak ve belki de tarihi fırsatı kaçıracağız. Bu nedenle zaman kaybetmeden savaşı en kısa sürede bitirmeye ve savaşın ekonomimiz üzerindeki tahribatını minimize edecek tedbirlere yönelmeliyiz.
