Çin'in dış politikası
Pekin’in en yakın müttefiklerinin başına gelenlere sessiz kalması, tepki vermemesi sadece sıradan insanlar tarafından değil dış politika analistleri ve uzmanlarca da anlamlandırılamıyor. Oysa bu siyaset, Çin’in SSCB yıkıldıktan sonra takip ettiği dış politikanın temel rüknü.
Pekin, tek kutuplu dünya düzenine karşı. Çok kutuplu düzenden yana. Hedefi Çin’in kutuplardan biri, hatta en güçlüsü olması. Bunun yolu Çin’in en büyük ekonomi olmasından geçiyor. Öyle kıl payı falan değil kendilerinden en yakın ekonomiye fark atarak en büyük ekonomi olmayı planlıyorlar. Onları bu hedeften uzaklaştıracak her şeyden özellikle uzak duruyorlar.
Çin’in hiçbir müttefikine verilmiş bir sözü ve taahhüdü yok. Venezüella ve İran’ın ABD ile ilişkileri Çin yüzünden, Pekin’in onlara empoze ettiği siyasetler nedeniyle bozulmuş değil. Bu devletler kendileri ettiler, kendileri buldular. Onların ABD’yi, yani tek hegemon gücü dikkate almayan siyasetlerinin ceremesini neden Çin çeksin?
‘’Venezüella ve İran’ın en büyük müşterisi Çin. Dolayısıyla bu operasyonlardan en büyük zararı Çin görecek. Maliyetleri artacak, rekabet gücü düşecek’’ dediğinizi duyar gibiyim. Bu tespitler doğru. Ama bunlar Çin için tali konular. Çin’in dört trilyon dolara yakın rezervi var. Nerede ne kadar maden, petrol, gaz ve doğal kaynak bulursa satın alıp stokluyor. Bazı madenlerde on beş yıllık ihtiyacını karşılayacak kadar stoku var.
Son yıllarda başta altın ve gümüş olmak üzere maden fiyatlarının artmasının başlıca nedenlerinden biri Çin’in bu politikası. Bu arada en çok stoka Çin sahip olduğundan, fiyat artışlarından en kazançlı çıkanda Çin oluyor.
Elbette kurduğu düzen bozulmasaydı, düşük fiyatlardan petrol ve gaz almaya devam edebilseydi Çin memnun........
