Savaşın galibi kim?
Daha önce kaleme aldığımız makalelerde savaştan en çok Rusya’nın karlı çıktığını vurgulamıştık. Bu makalemizde savaşın galibini netleştireceğiz. Savaşta galip gelmek, karlı çıkmak anlamına gelmiyor. Bilakis çağımızda savaşa katılanlar her durumda kaybediyor. Savaşa katılmayanlar ise süreci iyi yönetirlerse, şartlar da el verirse katılmadıkları savaştan kar ediyorlar.
Modern savaşlarda savaşın, taraflardan birinin mutlak galibiyetiyle sonuçlanması istisnadır. Kıbrıs ve Suriye’de Türkiye, Karabağ’da Azerbaycan mutlak zafer kazandılar. Ama dediğimiz gibi bunlar istisnadır. Genelde taraflar kısa süre savaşırlar. Yenişemeyeceklerini anlarlar. Araya arabulucular girer ve sulh sağlanır. Mesela 2025 yılında gerçekleşen Hindistan-Pakistan, Tayland-Kamboçya ve Ruanda-Kongo savaşları böyleydi.
Bazen savaşın galibi, aslında en büyük mağluptur. Zira savaşı kazanarak daha doğrusu kazanmasına rağmen batağa saplanmıştır. Galibin bataktan kurtulmak için kazanımlarından vazgeçmesi, bazen de üstüne bedel ödemesi gerekir. Mesela ABD’nin Irak ve Afganistan savaşlarıyla SSCB’nin Afganistan’ı işgali böyledir.
Zafer kazanamayacaklarını anlayarak veya savaşı kazanmanın maliyetinin ağır olduğunu görerek geri adım atan devletler, ödeyecekleri bedeli sınırlarlar. Bunu yapmayanlar debelendikçe batarlar. Rusya açısından Ukrayna savaşı böyledir. Maksimum bir hafta sürer diye başlattıkları savaş beş yıldır sürüyor. Rusya her açıdan kan kaybetmesine rağmen hedeflerini gerçekleştirmeden ateşkese razı olmuyor. Süre uzadıkça zarar büyüyor.
ABD-İsrail ittifakının hedefi rejimi devirmekti. Planları 4-5 günlük yoğun bombardımandan ve rejimin önderlerinin öldürülmesinden sonra halkın sokaklara dökülmesi ve azınlıkların isyan etmesiydi. Üst düzey yöneticilerini ve komutanlarını kaybeden devlet ve ordu kaosa sürüklenecek ve neticede rejim devrilecekti. Bu plan işlemedi. Dini lider ve yakın çalışma arkadaşları katledildi. Fakat ne kaos oldu ne de halk ısrarlı çağrılara rağmen sokaklara döküldü. Bu yolla rejimin devrilmeyeceği görüldü.
Planın istendiği gibi sonuçlanmaması ve İran’ın beklenmeyen hamleler yapması savaşı öngörülenden daha maliyetli yaptı. İran’ın Hürmüz Boğazını kapatması ve Körfez devletlerine saldırması petrol fiyatlarını fırlattı. Savaşa hazır olmayan Körfez devletleri çok hasar aldılar. Füzeleri, füzesavarları ve mühimmatlar bitmek üzere. Bu olduğunda açık ve korumasız hedeflere dönüşecekler. Körfez devletleri bu yüzden Amerika’ya savaşı bitirmesi için baskı yapıyorlar. ABD ve İsrail savaşın onuncu gününde strateji değiştirerek alt yapıyı vurmaya başladı. İran’da alt yapıyı vurursa Körfez ülkeleri mahvolurlar. Halka içme suyu bile tedarik edemeyecek duruma gelebilirler.
Petrol fiyatlarının yükselmesi kasım ayında seçimlere girecek olan Trump açısından kabul edilemez. Amerikan seçmenler ekonomiyi baz alarak oy verirler ve ekonomiyi de yakıt fiyatlarına göre değerlendirirler. Amerika’da Venezüella operasyonundan sonra yakıt fiyatları düşmüştü. Şimdi eski fiyatlarının da üstüne çıktı.
Trump petrol fiyatlarının artmasını önlemek için Rusya’ya uygulanan yaptırımları hafifletti. Bu hamle artışı yavaşlatır ama sorunu çözmez. Trump ‘’Hürmüz’ü geçerken petrol tankerlerine Amerikan savaş gemilerinin refakat edeceğini’’ söylüyor ama bu olacak iş değil. Tankerlerde savaş gemileri de sahilden rahatlıkla vurulur. ABD ancak Hürmüz’ü kontrol eden İran topraklarını işgal ederek bu sorunu çözebilir. Bu akıbeti meçhul büyük bir kara harekatı ve binlerce askerin kaybı demek. İran karaya da denize de hızlıca mayın döşeyecektir.
Beyaz Saray, hava harekatıyla rejimi deviremeyeceğini gördü. Kapsamlı bir kara harekatı yapamayacağına göre, ayrılıkçı örgütlerin faaliyetleriyle sonuç alamayacağı da ortada olduğundan, ABD’nin önündeki en makul seçenek, maksimum zararı verdikten sonra saldırıların hedefine ulaştığını ilan ederek savaşı bitirmek.
Trump ‘’İran’ın nükleer kapasitesinin geriletildiğini, balistik füze üretim merkezlerinin, rampalarının ve stoklarının yok edildiğini ve devrim muhafızlarının zayıflatıldığını’’ söyleyerek, zafer ilan edecek. Aksi halde yani savaş sürerse her geçen gün maliyet artacak. ABD ekonomisi kötüleşecek. Trump’ın seçimlerde alacağı yenilgi büyüyecek.
Bu sene içinde genel seçimlerin yapılacağı İsrail’de aşağı yukarı ABD ile aynı durumda. Ama Netanyahu savaşı olabildiğince uzatacaktır. Zira rejimi deviremese de ‘’İran’a ne kadar fazla zarar versek o kadar iyi’’ diye düşünüyor. Bu nedenle becerebilirse bölücü örgütleri sahaya sürecektir. Provokatif eylemler yaptıracaktır. Etnik gruplar arasında çatışma çıkarmaya çalışacaktır.
Netanyahu bu siyasetten ancak İsrail çok fazla darbe alırsa vazgeçer. Savaşın başından beri karartma uygulandığımdan İsrail’in aldığı hasarın boyutunu bilemiyoruz. Ama tahminlerinden çok fazla olduğu tartışma götürmez. Halkın savaşa tepki göstermesi, memnuniyetsiz vatandaşların artması, seçimleri kaybettiğinde cezaevine girecek olan Netanyahu’nun kırmızı çizgisi. Yoksa İsrail’i yönetenler Körfez ülkelerinin durumunu önemsemezler. Petrol fiyatlarından ABD kadar etkilenmezler.
Savaşın galiplerini şimdiden ilan edebiliriz: İran rejimi ve İran halkı. Rejimin hedefi ayakta kalmaktı, kaldı. Hatta halkın sokaklara döküldüğü ve binlerce göstericini katledildiği ocak ayından da savaştan önceki günden de daha güçlü bugün. Tahran, İran’a saldırmanın bedelinin ağır olduğunu gösterdi.
İran bu noktaya elindeki bütün kozları kullanmadan geldi. İlerleyen günlerde, Husiler vasıtasıyla, savaşı Kızıldeniz’e yayarak Süveyş’i bloke edebilir. Hazardaki enerji sahalarına saldırarak petrol ve gaz fiyatlarını inanılmaz rakamlara çıkarabilir.
Bu savaş bittikten sonra ABD, İran’a bir daha kolay kolay saldıramaz. Anlaşmazlıkları müzakere yoluyla çözmeye çalışır. Aynı tespiti İsrail için yapamıyorum. İsrail tek başına İran’la savaşamaz. Ama Netanyahu ve ekibi İran’ın nükleer çalışmalarını ve balistik füzelerini İsrail için ölümcül tehdit olarak görüyor. Savaşta İran’ın ne kadar hasar aldığını bilmiyoruz. İran ileride nükleer silah üretecek seviyeye yaklaşırsa ve Tel Aviv Washington’dan istediği desteği alamazsa, nükleer silah kullanmak dahil, her çılgınlığı yapabilir.
İran halkı, savaşın diğer galibi. Ahalinin ekseriyeti, rejime karşı olmalarına rağmen sokaklara dökülmedi. Emperyalistlerin oyunlarına gelmedi. Ama sanılmasın ki rejim ayakta kalabilecek. Zihniyet değişikliği yapmadıkları ve köklü reformlar gerçekleştirmedikleri takdirde İran’da fukaralık derinleşecek. Rejim zayıflayacak. Savaşta meydana gelen yıkım çözülmeyi hızlandıracak.
Rejim dönüşmezse çok uzak olmayan bir gelecekte kendi halkı tarafından yıkılacak. Bugüne kadar emperyalistlerin ve şahın oğlunun gösteriler sırasında yaptıkları çağrılar rejime can suyu oldu ama bu çağrıların dikkate alınmadığı günlerde gelecek.
