menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) Vizyon Belgesi üzerine düşünceler ve çözüm arayışları

22 0
16.05.2026

Sayın Cumhurbaşkanımızın iktidara geldiğinden beri özellikle üzerinde durduğu, uygun platformlarda dile getirdiği üç çocuk çağrısı; bir kısım geleceği göremeyenler tarafından özel hayata müdahale ve kadın bedenine tahakküm olarak nitelendirildi. Zannedersem bugün durumun vahametini istatistiklerden anlamak mümkündür.

Bilindiği üzere aile ve nüfus politikaları, uzun soluklu ve istikrarlı çalışmalar gerektiren, sonuçlarının ancak yıllar sonra alınabildiği alanlardan biridir. Bu bağlamda birkaç hafta önce yayımlanan Aile ve Nüfus On Yılı Belgesi; ailenin korunması ve güçlendirilmesi, doğum teşvikleri ve demografik hedefler, aile eğitimi programları ile sosyal hizmetlerin aileye yönlendirilmesi gibi kritik konuları kapsamaktadır.

Küresel ölçekte nüfusun azaltılmasına ve cinsiyetsizleştirmeye yönelik politikaların bireysel özgürlük söylemi arkasına gizlenerek aile kurumunu sistematik biçimde aşındırdığı ve bu sürecin varoluşsal bir tehdit boyutu taşıdığı açıkça ifade edilmiştir. Aile yapısında köklü bir dönüşüm yaşandığı, doğum oranlarının neslin yenilenmesini sağlayacak eşik değerlerin altına gerilediği ve nüfus yapısındaki bu olumsuz değişimlerin artık varoluşsal bir krize dönüştüğü tespit edildikten sonra; ailenin korunması ve güçlendirilmesi amacıyla 2026-2035 dönemi “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu süreçte aile ve nüfusun güçlendirilmesine yönelik politikaların geliştirilmesi ve uygulamaya geçilmesi için öncelikle kamu kuruluşları olmak üzere toplumun tüm kesimlerine görev düştüğü belirtilmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2026-2035 dönemini kapsayan Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgesi'nin tanıtımında, Türkiye'nin demografik yapısını güçlendirmeyi hedefleyen ve birbirini tamamlayan beş stratejik önceliği, bir anlamda bu belgenin özeti olarak şu şekilde ifade etmiştir. “Birinci stratejik önceliğimiz, aile kurumunun ve nesillerin korunmasıdır. İkinci önceliğimiz, evlilik müessesesinin teşvikidir. Üçüncü önceliğimiz doğurganlık hızının artırılması, dördüncüsü gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahıdır. Beşinci ve son stratejik önceliğimiz ise kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımıdır.”

Genelgenin resmiyet kazanması ve bir devlet politikasına dönüşmesi, sorunun devletin en yüksek makamlarınca görülmesi ve kabul edilmesi şüphesiz önemli bir adımdır. Genelgede özellikle aile kurumunun yalnızca demografik bir araç olarak değil, toplumsal yapının temel taşı olarak ele alınması ve bütüncül bir politika izlenmesinin gerekliliği dikkat çekicidir.

Neredeyse yarım asırdır, 2000'li yılların başına kadar nüfusun azaltılmasına yönelik oluşturulan; hatta o dönemde devlet politikası hâline getirilen bu anlayışın kırılması şüphesiz zaman alacaktır. Yine bu süreçte çok çocuk sahibi olmak aşağılandı, olumsuz bir olgu olarak sunuldu ve mizah konusuna dönüştürüldü. Nüfus artışının önlenmesine yönelik çalışmaları nedeniyle o dönemde çeşitli vakıflar fonlandı ve devlet erkânı bu politikaları ve vakıfları alkışladı.

Konunun birçok yönünün olduğunu unutmamak gerekir; sadece ekonomik programlarla düzeltilebilseydi, İskandinav ülkelerinin nüfusunun daha yüksek olması gerekirdi. Dolayısıyla bu, çok boyutlu ve dinamikleri farklı bir konu olarak........

© Haber7