Dünyanın çivisi çıktı mı?
Pek çok açıdan öyle. Ancak bu yazı manipülasyon, felaket tellallığı, evhamcılık ve korku kıskacında can çekişen bir soruna odaklanıyor: Çevre ve iklim değişikliğine.
Konuyla ilgili literatürü biraz karıştıranlar, çevreciliğin neredeyse bir dine dönüştüğünü hemen fark edeceklerdir. Günahı, kefareti, kıyameti, inkârcıları, hatta yeşil aklama yoluyla münafıkları olan bir din. Münafık tabiri ilginç gelebilir. Çevreye hiçbir katkı sunmadığı hatta bazı durumlarda zarar verdiği halde reklam ve kampanyalarla çevreci görünme aldatmacasını, yeşil görünerek, kirli gerçeklerini saklayanları ifade ediyor.
Günümüzde iklim değişikliği, çevresel krizler, sürdürülebilirlik gibi başlıklar, bilimsel verilerin konu edildiği alanlar olmaktan hızla uzaklaşıyor. Bir tarafta yaşam tarzımızı kökten değiştirmezsek kıyametin kapıda olduğunu ileri süren felaketçiler; diğer tarafta meseleyi bütünüyle küçümseyen, hatta alaya alan bir karşı söylem var. Bir de ideoloji ve çıkar temelli çevresel ikiyüzlülük.
Bugün çevre iletişiminin en büyük sorunu, riskin kendisinden çok nasıl anlatıldığı. Literatürde korkunun dikkat çekebileceği, ancak sürekli korkunun sadece panik yaratacağı vurgulanıyor. İnsanları harekete geçirmek için her gün yeni bir kıyamet senaryosu sunmanın kısa vadede yankı uyandırsa da uzun vadede yalnızca........
