Kadir İnanır’ın ölümü ve düşündürdükleri
Bir soru ile başlayalım: “Ölüm, sanatçıyı bağışlatır mı?”
Ya da şöyle devam edelim:
Antik Yunan’da şairler neden sürgün edildi?
Eflatun, şairleri neden ideal devletinden kovmak istedi?
Sokrat neden idam edildi?
Dante Alighieri neden sürüldü ve sürgünde öldü?
Aleksandr Soljenitsin’in sürgüne gönderilme nedeni ne idi?
Giordino Bruno neden diri diri yakıldı?
Thomas More’un kafası neden kesildi?
Pîr Sultan Abdal, Vâkıf, Nesîmî, Ahmedî, Derviş Mehmed Zillî.. Sabahattin Ali neden öldürüldü?
Neden Nâzım Hikmet ile Necip Fazıl Kısakürek aynı toplumda birbirinin tam zıddı olarak okundu?
Bir toplumun sanatçıyla kurduğu ilişki, aslında kendi kendisiyle kurduğu gizli, örtülü ve en mahrem ilişkinin aynasıdır. Çünkü sanatçı yalnızca ortaya bir eser bırakan, bir şeyler üreten insan değildir. O, toplumun kendi yüzüne uzun uzun, kaçırmadan bakmasını sağlayan tedirgin edici bir aynadır. Aynalar ise bu dünyada sevilmekten çok, kırılmak için vardır. Belki de bu yüzden büyük sanatçılar, alkışlandıkları oranda rahatsızlık verir, övüldükleri ölçüde sessiz bir dışlanmanın nesnesi olurlar. Onların bu topraklardaki asıl kaderi, göğüslere madalya gibi takılmak ya da şartsız beğenilmek yerine, kendilerine zorlukla tahammül edilmesidir. ***
Türk sinemasının önemli isimlerinden Kadir İnanır’ın vefatının ardından yazılanları ve konuşulanları takip ederken zihnim hep bu can yakıcı kederle meşgul oldu. Bir insanın gidişinin ardından dökülen sözlerden ziyade, o sözleri tedavüle sokanların hafızası ilgilendirdi beni.
Ölüm, sadece akan hayatı amansız bir biçimde durdurmakla kalmıyor, yaşayanların hafızasını da yeniden, kendi işine geldiği gibi tanzim ediyor. Yaşarken her adımı tartışılan, fırtınalı kavgaların ortasında kalan, hatta zaman zaman kolektif bir öfkenin hedefi hâline getirilen isimler, gözlerini yumdukları an birdenbire o ortak hafızanın güvenli, pürüzsüz ve tehlikesiz kıyısına çekiliveriyorlar. Sanki ölüm, bütün ihtilafları, kırgınlıkları ve çiğlikleri örten görünmez, geniş bir örtü gibi seriliyor üzerimize. Oysa ölüm hakikati değiştirmiyor, hakikati bizzat yaşayanların o seçici hafızası eğip büküyor.
*** Tam da bu yüzden sanatçı cenazeleri hiçbir zaman sadece birer veda töreni olarak kalamıyor. Onlar, bir toplumun kendi vicdanıyla, gecikmiş itiraflarıyla yüzleştiği nadir ve sarsıcı anlardandır. Kimin gerçekten içtenlikle yas tuttuğu, kimin suçluluk duygusuyla gecikmiş bir vefayı alelacele yerine getirmeye çalıştığı, kimin dün savurduğu ağır ithamları bugün unutmak........
