menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yıkılasın İran enkazını göreyim...

10 0
14.04.2026

''Yıkılasın İran enkazını göreyim'' ifadesini bir paylaşımda görünce gayri ihtiyari durdum ve düşündüm! Bunu yazanın temel argümanı (yaptıklarından dolayı) İran'a duyduğu öfkeydi hiç kuşkusuz! Öyle bir öfke ki; İsrail'e duyduğundan çok çok daha fazla! Topyekun/külliyen bir red/inkar/ötekileştirme taşıdığı için hayret ettim! Ama zihnimde uzun yıllardır var olan bir fikir/tespit bu cümleyle tekrar tetiklendi! O yüzden bu (zor) yazıyı kaleme almaya karar verdim. 2017 Şubat ayında siyonist rejim İsrail tarafından; ''İsrail kamu güvenliğine tehdit olduğum'' gerekçesiyle deport edilerek Filistin'e 10 yıl giriş yasağı konmuş eski bir Kudüs rehberiyim. Kudüs tarihi özel ilgi alanım. 9 Aralık 1917'den bu güne 109 yıldır esir olan Kudüs-ü Şerif'in tekrar nasıl özgürlüğüne kavuşacağına dair farklı perspektiflerden sorular sorup cevaplarını bulmaya çalışan, bu işin hamasetini ya da romantizmini çoktan terketmiş, hakikat merkezli bir bakış açısı yakalama gayretinde bir kardeşinizim. Bugün, (tarih boyunca olduğu gibi) yaşanan bu kaos ve krizin merkez üssü (kavgamızın başkenti) yine; Filistin ve Mescid-i Aksa davasıdır. Bilinmelidir ki; Kudüs özgür olmadan dünya da hiçbir şehir, Mescid-i Aksa özgür olmadan da hiç bir mabed (dikkat lütfen ''cami'' demiyorum) evet hiçbir mabed özgür ol(a)mayacaktır. Kudüs'ün özgürlüğü yolunda en kolay engel (paratonel, maşa, payanda) olan İsrail, en zorlu engel ise o İsrail'i koruma kalkanına alan çevresindeki israilciklerdir! İslam tarihimizin ilk Kudüs Fatihi Hz. Davud aleyhisselamdır. Son Ahid Kur'an'ın kendisine indirildiği son fıtrat Muhammed Mustafa'yla (sav)da Kudüs, Hz. Ömer'in hilafeti döneminde (M. 636) da fetholunmuştur. Akabinde 1187'de Selahaddin'le Haçlı işgali nihayete erdirilmiş ve Yavuz Sultan Selim'le (M. 1516)'da Memlüklülerin elinde olan Kudüs, el değiştirerek Osmanlı himayesine girmiştir. Bu minvaden baktığımızda; Kudüs-ü Şerif'e (farklı isimlerde var olsada) kutlu yürüyüş, temelde 3'tür. Hz. Ömer, Selahaddin Eyyubi ve Yavuz Sultan Selim! Bu 3 dönemde, 3 liderin farklı zamanlarda verdiği Kudüs-ü özgürleştirme kavgası; tek tek derinlemesine analiz edilmelidir. Sayfalar dolusu kitap, saatler sürecek anlatımla sohbet derslerine konu olacak bu mesele çok elzemdir! 3 liderin 3 ayrı dönemde Kudüs-ü özgürleştirme mücadelesinde (temelde) en bariz ortak özellliği nedir biliyor musunuz? İran'la mücadele vermiş olmalarıdır. İran'ı tasfiye etmeden, belini bükmeden Kudüs'e yürüyememiş olmalarıdır. Bu nedenle bir Kudüs rehberi olarak gördüm ve anladım ki (bir çok farklı argümanlarla birlikte); ''İran tasfiye edilmeden Kudüs asla özgür olamamıştır!'' ''Yıkılasın İran enkazını göreyim'' ifadesiylede zihnimde bu realite tetiklendi! Ve can alıcı soruyu mecburen sordum! Peki hangi İran? Ne mi demek istiyorum? İrancılar ve İran karşıtları bundan sonrasını çok daha dikkatle okusun lütfen. Mayınlı tarlada uzun bir yolculuğa çıkmaya ve sonuna kadar sebat etmeye hazırsanız buyurun... (...) Son yazımızda AmeriKAN ve İsrail saldırılarına maruz kalan İran halkının başına gelenler üzerinden ülkemizde bir kısım güruh eliyle (Şİİ karşıtlığının) geldiği noktaya dikkat çekmiş (tıklayınız) Efendimizin hayatından örnek vererek sağduyu çağrısı yapmış ve mevcut İran rejimininde kanlı arşivini ortaya koyarak net bir ifadeyle; ''Mevcut İran rejimi habistir! Hatta bir çok derin yönüyle necistir ve arşivi kanlıdır!'' demiş ve: ''Sadece Tahran mı? Mevcut Abu Dabi rejimi, Kahire rejimi, Riyad rejimi, Amman rejimi de öyledir...'' diyerek eklemiştik. Bu yazımızda yazı başlığımıza açıklık getirmek için devamla diyoruz ki; hele de çöllere; (kazıklar sahibi Firavun'un) kazık dikmesi gibi burç burç gökdelenleri dikip kendilerinde bir halife rüzgarı estirmeye çalışanlar yok mu? Şeref ve itibarı zenginlikte, şatafatta zannedenler! Onlar küresel siyonizmin ileri karakollarıdır! Ve cümlesi işbirlikçidir! Modern Firavunların hizmetkârları (kendileriyle) alay ettikleri, aşağıladıkları, tokatladıkları, eğlendikleri, uşakları, saray soytarılarıdır! Haraç kestikleri, ''kıçlarını öptürdükleri'' halklarının utancı, yüzkaraları, haysiyet yoksunu rejimlerdir. Bunlara kıyasla İran'ın köklü geleneği ve kadim halkı; değerleri, prensipleri, doktrin ve ekolleriyle izzetine, onuruna bunlardan çok daha düşkündür. O halk bu muamelelere maruz kalıp zillet içinde yaşamaktansa ölümü göze alarak gider; köprü ve stratejik tesislerde ellerinde bayraklarıyla toplanır ve memleketlerine canlı kalkan olurlar. Ve oldularda! Ölümü yeğlerler ama aşağılanmayı kabul etmezler! Etmedilerde! Kendi rejimlerinin Suriye ve Irak'ta yaptıklarını (ekserisi) alkışlasada (biz buna razı değilsekte) şu bir gerçektir ki; kadim İran halkının kökleri, genleri küffar tarafından aşağılanmayı reddeder! İşte o köklü, kadim İran'ı anlayabilmek ve bugünkü arşivi kirli İran rejiiminden ayırmak için o genetik bilgiyi taşıyan DNA sarmalının nükleotitlerine kadar mikroskop altında bakmamız gerekiyor. İran'ın taşıyıcı kolonlarından karot alarak labaratuvar ortamında analiz etmek gerekiyor. Bu analize başlarken en başta belirtelim ve iğne ile çuvaldız metaforuna sırtımızı dönmeden, hakikati eğmeden söyleyelim ki; Daha dün Fetö (ve geçmişte içimizdeki bazı klikler) nasıl (kökleri dışarıda) Türkiye'nin (sebataist/masonik/siyonist/kripto/mesiyanik) örgütü olarak kılcal damarlarımıza kadar sızıp devleti klonlayıp paralel bir yapı oluşturduysa (ve halen gölgelerdeyse), Mevcut İran rejimide; Alem-i İslam'ın paralel yapısıdır ve cümle İslam aleminde her yere sızmıştır! Bunların kökleri Abdullah Bin Sebe'ye dayanan (Mizrahi/İsfahan/kripto/mesiyanik/yahudi) lerden oluşan, bir yanıyla Kiros'a öykünüp, diğer baskın yönüyle (paralel dini) örgütleyen, sahabe düşmanlığını sistemize eden, Sünni ekolü düşman bilen, ''Ya Hüseyn'' diyerek Suriye'de baş kesen, başında siyah sarığı, eyninde siyah cübbesiyle kendisini kamufle etmiş sapkın Gulat-ı Şia ekolü olarak İran'ın paralel yapısıdır ve mutlaka tasfiye edilmelidir. Siyonizm/İsrail ise, (Fetö'nün Türkiye'de, İran'ın Alem-i İslam'da başardığını) bütün dünya genelinde başararak, sistemize edip, her ulus devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş, zer/zor/tezvirle her yerde mevzilenmiş ve bu yönüyle dünyanın paralel yapısıdır ve mutlaka tasfiye edilmelidir! Ezcümle; Fetö, Türkiye'nin! (Bugünkü) İran rejimi, Alem-i İslam'ın! İsrail ise dünyanın paralel yapısıdır ve mutlaka tasfiye edilmelidirler! Bunu gerçekleştrmeden bırakın Kudüs-ü özgürleştirmeyi (dünyada) hiçbir millet ve devlet köle olmaktan kurtulamayacaktır. Kollektif bir cezbeyle küresel saldırıyı püskürttüğümüz 15 Temmuz'da ilanını yaptığımız şey; ''içimizdeki İsrail'i tespit ve tasfiye'' sürecinin başlatıldığının ilanıydı! Anadolu olarak içimizdeki (Sebataycı/Masonik/Siyonist/Mesiyanik/Kripto-Fetöcü) kliği tespit edip operasyonu gerçekleştirdik mi? (Osmanlı ve Sulçuklu'yu kuran) Devlet-i Âli'nin köklerini taşıyan (milli/manevi hücre) bünyeye enjekte olup vücuda (devlete) sirayet etmeye başladı mı? Her alanda (zorlu şartlara rağmen) elimizden (ç)alınan devletimizi geri almaya/muhafazaya başladık mı? Eksik ve yalnışı ile içimizdeki (işbirlikçi) leri tespit edip dünyanın önüne attık mı? Peki ya bunu İran'da başarabilse ve bu habis rejimden kurtulsa ne olur? Mısır'da, Mursi'nin yönetimde olması gerektiği üzerine kahırlanıyoruz ya, aynısını İran içinde düşünsek peki? İran'da bizim gibi başarılı olsa ve Milli/köklü/asıl İran/Horasan, İran devletinin bünyesini kontrol etse? Ne olur? Eğer o asıl İran, kendi içlerindeki ''Paralel yapısı'' olan (Mizrahi/İsfahan/kripto/mesiyanik/yahudi) molla kılıklı güruhu temizlerse ne olur? Ya bu temizlik başlatılmışsa ve Ensari Anadolu, Selmani İran'la bu operasyonu yürütüyorsa? Başında siyah sarığı, eyninde siyah cübbesiyle kendisini kamufle etmiş sapkın Gulat-ı Şia tipolojileri ve molla görünümlüler tasfiye edilerek, Milli/Yerli/ İran/Horasan; (kendi paralel yapsını tasfiye edenler tarafından) desteklenirse peki? ... (Sonraki yazıda devam edeceğiz...) (Siyonist kaynaklar: (TÜRK FÜZELERİ İRAN'DA MI? CEVAPLANMAYAN SORULAR)


© Haber Vakti