Bu karanlık tabloda ne yapacağız?
Bugün, iktidarıyla muhalefetiyle ülkemiz ve milletimiz ağır bir imtihan daha yaşıyor. Rakamlar büyüyor ama hayat küçülüyor. Hiç kimse kusura bakmasın, hiç kimse bahane de üretmesin lütfen. Aklıselim hiç kimse, asgari ücret yüzde 30 artarken cezaların yüzde 1000’lerle telaffuz edildiği bir düzende “adalet yerini buldu” diyemez. İnsanlar artık bela ve musibetlerden değil, uygulanacak haksız cezalardan kurtulma mücadelesi vermeye başladı. Yükselen maliyetler sebebiyle her türlü zorluğu aşıp üç kuruş ekmek parası mücadelesi verenler, inanın evden çıkarken artık “Allah’ım, ne olur bugün trafik cezası yemeyelim” diye dualarında ayrı bir parantez açıyor.
Trafik cezaları, idari para cezaları ve denetim adı altındaki ekonomik baskılar, toplumun sinir uçlarını zorluyor. Elbette kural ihlali yanlış, elbette suçu işleyen bedel ödesin; ancak cezayı caydırıcılıktan çıkarıp tahsilât aracına dönüştürürseniz, düzeni değil öfkeyi büyütürsünüz. Bu haksız yaptırımlarla kazaları önleyemeyeceğiniz gibi toplumsal cinneti çoğaltırsınız diye düşünüyorum. Çünkü insanlar artık sadece direksiyon başında değil, hayatın her alanında köşeye sıkıştırılmış durumda.
İçeride durum böyleyken, dışarıda da dünya çalkalanıyor. İran üzerinden büyüyen savaş dalgası, ABD ve İsrail’in bölgedeki planları, coğrafyamızın tam ortasında bir barut fıçısı gibi patlamayı bekliyor. Bu emperyal siyonist ve şeytani yapılar, toplumları birbirine düşürmeye yönelik mezhepsel ve kimlik fitneleri yayıyor. Amaçları belli: insanları kamplaştır, bölgeyi ateşe ver ve en sonunda da istila et. Türkiye’miz bu oyunları çok gördü ve inşallah yine görecek, yine aşacaktır.
Yani kısaca, Avustralya bile on binlerce kilometre ötedeki bu kumpaslardan etkileniyor ve vatandaşını zor duruma sokmamak için yakıt vergilerini düşürürken; bizde bırakın vergi indirimiyle denge kurmayı, motorinin pompa fiyatının 80 lirayı geçeceği söyleniyor. Maalesef bu dengesiz artışlar yalnızca sürücüleri değil; mutfağı, pazarı, marketi ve en sonunda kundaktaki bebeği bile etkiliyor.
Evet dostlarım, artık bugünlerde “menemen enflasyonu” diye adlandırılan ironik bir dönemi yaşıyoruz. Domates ve biberin fiyatı yüzde 40 artmış; yani içinde et ürünü bulunmayan menemen bile lüks sayılır hâle gelmiş durumdadır. Bu sadece bir gıda meselesi değil, yaşam kalitesine dokunan bir uyarıdır da. Halk sofrada, esnaf tezgâhta, çiftçi tarlada aynı kaosu ve zorluğu yaşıyor.
Şimdi kendimize sormamız gereken doğru soru şu: Biz ülkemizde ve çevremizde bu karanlık tabloda ne yapacağız?
Öncelikle, 86 milyon vatandaş olarak ekonomimizi, toplumsal dayanışmamızı ve adalet duygumuzu birlikte koruyacağız.
Aklıselim olacağız, dilimizi ölçülü kullanacağız, yüreğimizi ve irademizi sağlam tutacağız. Çünkü bu ülkenin kurtuluşu ne kimlikte, ne mezhep ayrışmasında, ne cezalarda, ne vergi artışlarında ne de dışa bağımlı stratejilerde.
Gerçek çözüm birlik, beraberlik ve kardeşliktedir. Tarımda, sanayide, teknolojide ve üretimdedir. Yönetimde ise işin ehline teslim edilip ekmeğin adil bölüşümündedir.
