Siyaset değil, şahsiyet meselesi
Tarih, sadece doğruyu söyleyenleri değil; doğru uğruna bedel ödeyenleri de yazar. Kimi zaman bir söz, bir ömrün özeti olur. İşte Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Musa’dan yana olmak yetmez, Firavun’un karşısına çıkmak gerekir” sözü de böyle bir mirastır. Bu söz, sadece bir cümle değil; bir duruşun, bir inancın ve bir mücadelenin adıdır.Bugün, vefatının 17. yılında, sadece bir siyasetçiyi değil; bir dava adamını, bir ahlak pusulasını, bir millet sevdalısını anıyoruz. Çünkü o, siyaseti makam için değil, millet için yaptı. Koltukların değil, ilkelerin adamıydı. Rüzgâra göre yön değiştirenlerden değil, fırtınaya karşı yürüyenlerdendi.Muhsin Yazıcıoğlu’nun en büyük farkı; inandığını yaşaması, yaşadığını savunmasıydı. O, “Musa’dan yana olmak” gibi konforlu bir alanı yeterli görmedi. Gerektiğinde “Firavun’un karşısına çıkmayı” göze aldı. İşte bu yüzden onun mücadelesi, sadece bir siyasi hareket değil; aynı zamanda bir ahlak ve karakter sınavıdır.Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun çizgisinin ne kadar net, ne kadar tavizsiz olduğunu daha iyi anlıyoruz. Ne güç karşısında eğildi, ne menfaat karşısında sustu. Onun için hak, her şeyin üzerindeydi. Bu yüzden de milletin gönlünde yer edindi.Ancak bu milletin hafızasında sadece mücadelesi değil, şüphelerle dolu bir vedası da vardır. O karanlık sayfa kapanmamış, o acı dinmemiştir. Adaletin tam anlamıyla tecelli etmediği her durumda, vicdanlar rahat etmez. Çünkü bu millet, değerlerine sahip çıkanları unutmaz; onların hesabını sormayı da bir borç bilir.Elbette bu hesap, kör bir öfkenin değil; hukukun, adaletin ve hakkaniyetin terazisinde görülmelidir. Ama bilinmelidir ki, hakikat arayışı da bir davadır ve bu dava, Muhsin Yazıcıoğlu’nun bıraktığı mirasın bir parçasıdır.Bugün bize düşen, sadece onu anmak değil; onun gibi olabilmeyi dert etmektir. Doğrunun yanında durmak yetmez; yanlışın karşısında durabilmektir asıl mesele. Sessiz kalmanın da bir taraf olmak olduğunu unutmamaktır.Çünkü tarih, tarafsızları değil; haklının yanında saf tutanları yazar.Vefatının 17. yılında, Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz. Onun davası; hak, adalet ve cesaret üzerine kuruluydu. Ve o dava, hâlâ dimdik ayaktadır.
