BİR ŞEHRİN HAFIZASINA ADANMIŞ ÖMÜR
Diyarbakır Şehir Araştırmaları Merkezi,
Mehmet Ali Abakay ve Bir Medeniyet Tasavvurunun Hikâyesi
05 Nisan 2026… Diyarbakır’da düzenlenen bir ödül törenine katılmak üzere Şehir Araştırmaları Merkezi’ne girdiğimde, doğrusu sıradan bir program izleyeceğimi düşünüyordum. Oysa daha ilk anlardan itibaren fark ettim ki, burada dağıtılan şey yalnızca ödüller değil; burada aslında bir şehrin hafızası, bir medeniyet tasavvuru ve uzun yıllara yayılan bir emeğin karşılığı görünür kılınıyordu.
Bazı kurumlar vardır; dışarıdan bakıldığında bir bina, birkaç raf, bir arşiv düzeni gibi görünür. Oysa içine yaklaştıkça anlarsınız ki, orada asıl kurulan şey duvarlar değil, anlamdır. Diyarbakır Şehir Araştırmaları Merkezi, işte bu anlamda sıradan bir kurum değil; bir fikrin, bir inancın ve en önemlisi bir vefanın vücut bulmuş hâlidir.
Çünkü şehir dediğimiz şey, yalnızca sokaklardan, binalardan, taş yapılardan ibaret değildir. Şehir, insanın hafızasıdır. Yaşanmışlıkların, anlatılmış hikâyelerin, unutulmuş seslerin, yarım kalmış cümlelerin toplamıdır. Eğer bu hafıza korunmazsa, şehir ayakta kalsa bile ruhunu kaybeder. İşte Diyarbakır Şehir Araştırmaları Merkezi’nin yaptığı şey tam olarak budur: Şehri, sadece mekân olarak değil, bir hafıza olarak korumak.
Bu merkez, kitapların toplandığı bir yer olmanın çok ötesindedir. Burada yapılan iş; geçmişi bugüne taşımak, bugünü anlamlandırmak ve yarına bir iz bırakmaktır. Tarihten mimariye, edebiyattan musikîye, folklordan gündelik yaşama kadar uzanan geniş bir yelpazede yürütülen çalışmalar, şehri parçalayarak değil, bir bütün olarak ele alma iradesinin ürünüdür. Bu yönüyle bakıldığında merkez, yalnızca bilgi üreten değil; aynı zamanda anlam kuran bir yapıdır.
Kuruluş hikâyesine bakıldığında ise bu yapının tesadüf olmadığı açıkça görülür. Bu merkez, günübirlik bir kararın değil; yıllarca taşınmış bir düşüncenin, sabırla bekletilmiş bir hayalin ve inançla sürdürülen bir çabanın sonucudur. Uzun yıllar önce kaleme alınan fikirlerin, zamanla bir mekâna, bir yapıya ve nihayet bir kuruma dönüşmesi, bu işin arkasındaki iradenin ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Burada asıl dikkat çekici olan ise merkezin sınırlarının Diyarbakır’la sınırlı kalmamasıdır. Seksen bir şehri ve hatta dünya şehirlerini kapsayan bir vizyonla yola çıkılmış olması, bu girişimin ufkunu açıkça ortaya koymaktadır. Her şehri temsil eden yazarların eserlerini bir araya getirme fikri ise son derece anlamlıdır. Çünkü şehirleri en iyi anlatan, o şehirleri yaşayan ve yazan insanlardır. Bu yaklaşım, şehir araştırmalarını kuru bir veri toplamaktan çıkarıp kültürel bir idrak alanına dönüştürmektedir.
Diyarbakır’ın bu merkez için tercih edilmiş olması da üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Çünkü bu şehir, yalnızca kendi tarihini değil; aynı zamanda bir coğrafyanın hafızasını taşıyan kadim bir merkezdir. Böyle bir yapının burada kurulmuş olması, sadece bir mekân tercihi değil; aynı zamanda bir medeniyet tercihi olarak da okunmalıdır.
Bütün bu yapının arkasında ise tek bir isim belirginleşir: Mehmet Ali Abakay.
Bazı insanlar vardır; yaptıkları işten çok, o işe yükledikleri anlamla hatırlanırlar. Abakay’ın ortaya koyduğu çaba da tam olarak böyledir. Bu merkez, onun için bir proje değil; bir sorumluluktur. Bir şehir sevdasının, bir kültür bilincinin ve bir vefa duygusunun somutlaşmış hâlidir.
Yıllarca bu fikri savunmak, yazmak, anlatmak ve çoğu zaman yalnız kalmak… Ardından maddî imkânların sınırlı olduğu bir ortamda bu hayali gerçekleştirmek… Bunlar sıradan çabalar değildir. Bu, bir kültür insanının sabrıdır. Bir dava adamının direncidir.
Abakay’ın en belirgin tarafı, şehri sevmenin ötesine geçerek ona karşı sorumluluk hissetmesidir. Çünkü sevmek, çoğu zaman bir duygudur; ama sorumluluk, emek ister. Zaman ister. Fedakârlık ister. Bu merkez, işte bu sorumluluğun ürünüdür.
Onun merkeze yüklediği anlam da bu çabanın sınırlarını genişletmektedir. Burası yalnızca araştırmacıların gelip çalıştığı bir yer değildir. Aynı zamanda insanların buluştuğu, fikirlerin paylaşıldığı, söyleşi ve sohbetlerin düzenlendiği, kitapların konuşulduğu, şehrin yeniden keşfedildiği bir kültür alanıdır. Bir anlamda burası, yaşayan bir hafıza mekânıdır.
Günümüz dünyasında şehirler hızla değişiyor. Beton yükseliyor, sokaklar dönüşüyor, eski mahalleler siliniyor. Ama asıl kaybolan, çoğu zaman fark edilmeyen şeyler oluyor: hafıza, aidiyet, kimlik… İşte bu noktada Diyarbakır Şehir Araştırmaları Merkezi, unutuluşa karşı bir direnç noktası olarak karşımıza çıkıyor.
Merkezin 250 bin kaynaklık bir hedef belirlemesi, onun yalnızca bugüne değil, geleceğe hitap ettiğini gösteriyor. Bugün toplanan her belge, yarın yazılacak bir tarihin parçasıdır. Bugün kaydedilen her hatıra, gelecekte kurulacak bir kimliğin temelidir.
05 Nisan 2026’da düzenlenen ödül töreni ise bu sürecin önemli bir dönüm noktasıydı. Farklı alanlardan 23 ismin ödüllendirilmesi, bu merkezin yalnızca biriktiren değil; aynı zamanda fark eden ve takdir eden bir yapıya dönüştüğünü gösterdi.
Bu tören benim için bir programdan ibaret değildi. Orada gördüğüm şey, şehir üzerine çalışan insanların yalnız olmadığını, bu çabanın karşılık bulduğunu ve bir anlam etrafında birleşebildiğini görmekti. Çünkü şehir araştırmaları, çoğu zaman sessiz yürütülen bir emektir. Göz önünde değildir. Ama derindedir. Ve kalıcıdır.
Bu tür ödüller, işte bu sessiz emeği görünür kılar. Sadece kişileri değil, bir alanı onurlandırır. Bir kültürü diri tutar.
Sonuç olarak Diyarbakır Şehir Araştırmaları Merkezi, benim nazarımda bir kurumdan çok daha fazlasıdır. O, bir hafıza davasıdır. Bir medeniyet arayışıdır. Unutmaya karşı verilmiş bir mücadeledir.
Mehmet Ali Abakay ise bu mücadelenin en önünde yürüyen isimdir.
Bugün şehirlerimizi korumak istiyorsak, önce onların hafızasını korumamız gerekir. Çünkü şehirler unutulursa, insan da kendini unutur.
Diyarbakır’dan yükselen bu çaba, aslında bütün şehirler için bir çağrıdır:
Hatırlamak, bir lüks değil; bir zorunluluktur.
“Şehir Araştırmaları” alanında şahsıma tevdi edilen bu anlamlı ödül dolayısıyla, başta Şehir Araştırmaları Merkezi’nin kurucusu Sayın Mehmet Ali Abakay olmak üzere, bu kıymetli organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum
Bu ödülü yalnızca bir takdir değil; şehir hafızasına, kültüre ve geçmişe sahip çıkma çabasının bir karşılığı olarak görüyor, bu anlamlı vefa için ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
