SİZLER İÇİN KEFEN GİYENLERİ UNUTMAYIN
Biliyor musunuz Çanakkale'ye gidenlerin hiçbiri dönmeyi düşünmedi ve dönmedi de! Gidenler canını verdi, kalanlar da belki dönerler diye ömrünü. Bugün siz güzel elbisenizden, sevdiğinizden, yumuşacık yatağınızdan, bilmem kaç tabak yemeğinizden ve kaç bardak içeceğinizden, son model arabanızdan, konforlu evinizden ve elinizden düşmeyen cebinizden bir dakika bile ayrı kalmayı dahi düşünemezken onlar vatan, millet ve din için vazgeçtiler canlarından. Onların vatanseverliğini, fedakarlığını düşünüyor muyuz bugün?
Efendiler, bu hesap Çanakkale’de ödendi. Bu toprağın başka hesap ve faturalarla muhatap olması söz konusu olamaz. Borcumuz yok kimseye!
Bu vatanın bir taşına dahi zarar gelirse nasıl bakarsınız şehitlerimizin yüzüne. Burası hepimizin. Taşına hürmetkâr olun, çakılına; o kutlu ordunun ayaklarına değmiş. Toprağına saygılı olun, o kutlu ordunun neferi bu toprağın üzerine düşmüş. Dün Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, bugün Suriye’de, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, 15 Temmuz'da yurdun dört bir yanında şehit düşen Mehmetçikleri, polisleri ve vatandaşları unutmayın sakın.
Şırnak Silopi... Teröristlerin saldırısı ve üç şehit... Üç şehidimizden birisi de 33 yaşındaki Jandarma Astsubay Kenan YILDIZ... Adanalı... Tören alanı... Al bayrağa sarılı şehidin naaşı... Bir de üç yaşındaki oğlu Melih... Bir de Melih'in kuzeni Kaan. Omuzuna Türk bayrağı bağlı Melih'in... Babasının tabutunun başında kuzeni Kaan'la oynuyor. Melih, sık sık tabutu ve babasının fotoğrafını öpüyor sonra kuzenine "Bak Kaan, bu benim babam!" diyerek al bayrağın örtülü olduğu tabutu gösteriyor.
Sekiz tane vatan evladı şehit düştü haince bir saldırıda. Sadece sekiz ocağa ateş düşmedi, bütün ülkeye ateş düştü. Sekiz tabut vardı al bayrağa sarılı. Yan yana duruyordu kahramanca. Şehitlerin çocukları gelip koştu cenazelere "Hangisi babam!" diye.
Mardin Viranşehir… Hakim, savcı ve emniyet lojmanlarına bombalı araçla saldırı... 11 yaşındaki Ahmet Oktay GÜNAK ve mahalle bekçisi İbrahim KETE şehit oldu, 17 kişi de yaralandı. Ahmet'in annesi anlatıyor: Bir aydır beslediği minik kediye her gün süt verirdi. Olayın olduğu gün de kedisini doyurmak için “Beş dakika içinde gidip geleceğim anne.” dedi. Maalesef bir daha dönmedi. Masum bir kediye bile kıyamayan minicik bir çocuğu, bombalarla paramparça edecek kadar zalim bir saldırıyı kabul etmiyorum.
İzmir'de trafik polisidir. Canileri görünce canını hiçe sayıp kendini feda edendir. Sorsanız "Bu kahraman nerelidir?" diye ilkin Türkiyelidir deriz, sonra bütün Elazığ bir ağızla haykırır “Elazığlıdır." diye. Harbidir dosta düşmana karşı, samimidir bir o kadar ve bir karış toprağı için ülkesine sevdalıdır. İnsanına karşı canını verecek kadar sorumludur. Soysuzlara haddini bildirecek kadar erkektir. Memleket Fethi SEKİN'İ bilsin.
Var mı senin gibisi tarihte Ömer'im? Sanmam. Biz hep filmlerde gördük sana benzeyen kahramanları, kitaplarda okuduk. Bizim kahramanımızsın. "Hakkını helal et.” dedi Aksakallı komutanı, Ömer'e. "….. vatan hainidir, indir onu yere." "Başüstüne Komutan'ım." dedi Ömer zerre tereddüde düşmeden. "Hakkım helal olsun, siz de helal edin." Teslimiyete bakın ve ……’yi cehenneme gönderdi Ömer, sonra kendisi cennete gitti.
Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki terör saldırısında yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede şehit düşen Özel Harekat Polisi Orhan Dilekçi, memleketi Erzurum’un Uzundere ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı. Bu esnada “Biz oğlunun silah arkadaşlarıyız, bizden bir emrin olur mu babacığım?" diye sordular şehit babasına. Hemen cevap vermez şehit babası. Gözleri dalar ufka, içi yangın yeridir. Aklı başındadır ama gönlü darmadağındır. Sonra yüreğinin büyüklüğünü ayan ederek cümle âleme ders verecek şu sözleri sarf eder “Yavrum gidin o Diyarbakır Sur'daki esnafa sorun bakalım, oğlum vatan borcunu ödemeden evvel Sur'un esnafına herhangi bir borcu var mıdır? Varsa biz onu ödeyelim." diye.
Mardin'in Dargeçit ilçesi... Çıkan çatışmada şehit düşer Jandarma Uzman Onbaşı Mehmet Karadal... 26 yaşındadır. Gazianteplidir ve babası görme engellidir. Sultan Mahallesi'nde oturuyor şehidin babası. Mahallenin asıl sultanı Mehmet oluyor. Ülkenin gözbebeği, görmeyen babanın tek ışığı... Asıl karanlık şimdi başlıyor babanın yüreğinde. Yüreğine evlat acısı ok gibi batıyor, görmeyen gözleri şehit oğlunun acısıyla yıkanıyor. Hazreti Yakup'a getirilen Yusuf'un gömleği gibi... Yusuflar aynı, Yakuplar ve gömlekler... Hakkın yanında olanlar ve olmayanlar, kalp gözü görenler ve görmeyenler.
Sarıkamış son asırda yaşadığımız en büyük faciadır. 1939 Erzincan depreminde kaybımız yaklaşık 30 bin… 17 Ağustos 1999 felaketinde kaybımız yaklaşık 20 bin… Terör örgütünün katlettiği vatandaş ve er sayımız yaklaşık 30 bin… Hepsini toplarsanız 80 bin... Oysa Sarıkamış'ta bir gecede donarak şehit olan askerimiz 90 bin... Mehmet Akif Ersoy'un bu faciaya dair gözyaşlarıyla yazdığı dizeler şöyledir:
''Gitme ey yolcu beraber oturup ağlaşalım
Elemim bir yüreğin payı değil, paylaşalım.
Karşımda vatan namına bir kabristan yatıyor!”
Çarıklıdır ayakları, bu yüzden yarık yarıktır etleri. Dikenli ve kanlıdır. Gündüz ıslanıp yumuşayan çarıklar gece donar ve bir mengene gibi ayakları sıkar. Adım dahi atamaz hale getirir; kanatır, sancıtır. Mehmetçik olduğu yerde zıplayıp durur, kendisini karın içine vurur ve ayakta başlayan donma yavaş yavaş tüm vücuda yayılır. "Düşeni kaldırmamak için emir vardır." Zaten kimsede de kimseyi kaldıracak güç kalmamıştır. Neferler ordunun işaret taşları gibi yollara dizilir. Kimi çömelmiş, kimi yuvarlanmış, kimi bir ağacın gövdesine dayanmış kardan heykellere dönüşür.
Kar yağdı mı yüreğim burkulur, içim üşür. Attığım adıma dikkat eder, onları hatırlayıp ağlarım.
Size çok şey borçluyuz ve sizler için hiçbir şey yapmıyoruz bugün. 90.000 şehit bir gecede tek kurşun sıkamadan. O yıl kurtlar insan etine doymuş, birçok cesedin gözünü kuşlar oymuş diye anlatıyorlar. Moskova'daki askeri müzede sergilenen bir Rus komutanın satırları aslında her şeyi ifade etmektedir: "Allahuekber Dağları'ndaki Türk müfrezesini esir alamadım. Bizden çok evvel Allahlarına teslim olmuşlardı."
18 Mart Çanakkale Zaferi'ni kutluyor, şehitlerimizi anıyoruz. Bugün etrafımız ateş çemberi… Ekranda “Savaş çıksa ülkeniz için savaşır mısın?” diye röportaj yapan gazeteciye “Hayır savaşmam.” diye cevap verenleri görüyor ve onlara şunu hatırlatıyorum: Sizler için kefen giyenleri unutmayın!
