GÜNAH KEÇİSİ
“Kalite asla tesadüf değildir.” Sözünü sıkça duyar ve söyler dururuz hepimiz.
Yavana atılacak bir şey de değildir aslında bu sözcüğün altını dolduran ana fikir. Bir şeyin oluşabilmesi, ortaya konulabilmesi ve başarılı bir şekilde tatbik edilebilmesi, seçilmiş şeyin iyi bir şekilde hazırlanmış, iyi bir yol izlenmiş ve uygulayan kişinin de o işin kriterlerine uygun kişi olup olmamasından geçiyor.
Yani iş veya planın doğru ve iyi iş olmasının yanında, yapacak kişinin de doğru kişi olması bir hayli önemli.
Kamu olsun, özel sektör olsun, aile yönetimi olsun bu kural her bir yer ve her bir kişi için aynıdır ve geçerlidir. İyi bir iş ortaya koymadan, iyi bir sonuç bekleyemezsiniz.
Seth Godin,”Bir sürü çarpıcı fikir vardır, önemli olan şey o işi gerçekleştirme arzusudur.
”Der. Derken; işin mükemmeliyeti, doğruluğu asla kişiden bağımsız değildir veya diğer deyişle kişinin ürünüdür kaliteli bir iş, bunu vurgular tam olarak.
Bir yerde bir şeyler eksikse veya bir aksaklık varsa; o, kişinin eksikliği veya yanlış karar almasının bir sonucudur.
Kaliteyi ve başarıyı önünüze seren şey, disiplinli bir çalışma anlayışından geçer. Disiplinli olmak donanımlı olmanın bir sonucudur.
Bu, içinde bulunduğumuz bütün sorunların ana kaynağı, aslında donanım yani bilgi eksikliği ve disiplin noksanlığından kaynaklıdır. Aynı kararlar aynı sonucu doğurur. O halde iyi bir vizyona, sınırlarını aşan bir hayal gücüne de ihtiyaç var.
Bu hayal gücünü harekete geçirecek olan da azim ve kararlılık kabiliyetidir.
Birini diğerinden bağımsız düşünemez, birini eksiltemeyiz. Eksiltirsek veya bir ayağı topal bırakırsak, vücudun yekününü oluşturan parçalar da topallar. Şöyle bir bakın ülkenin geldiği noktaya! Arzu edilen seviyeyi yakalayabildik mi hiçbir alanda.
Eğitim, hukuk ,demokrasi, bilim, sanat ve en önemlisi de ekonomi alanında? Hangisinde başarılı sonuçlar elde edebildik?
Sizce başarısızlığın ve sürekli geriye gidişin sebebi ne olabilir?
Bizi yönetme işine talip olan siyaset adamlarını seçerken, hangi kriterleri göz önünde bulundururak seçme hakkımızı doğru yönde kullandık? Bir elbise veya eşya alırken bile günlerce, aylarca araştırır, inceler öyle alırız değil mi?
Peki ülkeyi, geleceğimizi, çocuklarımızın yarınlarını emanet ettiğimiz kişileri seçerken, nasıl olur da tombala çeker gibi işimizi şansa bırakabiliyoruz. ”Ne gelirse şansımıza” anlayışıyla daha nereye kadar yanılgılarımıza bir yenisini ekleyeceğiz. Meselenin özündeki problemin büyüğü kendimizle ilgili aslında. Biz seçebilme becerisine sahip miyiz? Seçme kriterlerimiz ne tam olarak, ne istiyoruz?
Seçmek de bir liyakat işidir. Liyakatiniz, anlama, çözümleyebilme, yarını görebilme öngörünüz yoksa; seçtiğiniz, seçeceğiniz kişiler de sizin beklentileriniz kadarını ancak size verebilir. Sonuç olarak bizler kendi fiillerimizin sonuçlarını yaşıyoruz. Yönetenler de bize layık olanı kadarını reva görüyor bizlere. Kusura bakmasın kimse; okumayan, araştırmayan, seçici olmayı bilmeyen, kendini yenilemeyen toplumlar ve insanlar, kendilerini konumladıkları yerlerin sonuçlarına da katlanmak zorundadırlar. Her seferinde yenilgiyi ve hayal kırıklığını yaşamak zorundadırlar. Bilgi en büyük silah. Bizi yenilgiye uğratan da bilgi noktasındaki eksikliğimiz veya onunla aramızda olan mesafenin uzaklığıdır, başka bir şey değil. Herkes kendisinin sonucudur. Seçimleri de aynı şekilde kendi sonuçlarının sonucu. Sonucunu bizim, yani kişisel seçimlerimizin belirlediği bir yerde veya olguda suçu başkasına yaftalamanın ne anlamı ne de lüzumu var. Ortada bir başarısızlık varsa o da toplumun seçimlerindeki başarısızlığıdır. Başka günah keçisi aramaya gerek yok.
Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle. Esen kalınız.
Yazar: Cebeli Yerlikaya
