menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geleceğin Mutfağında Çöpe Yer Yok!

21 0
11.01.2026

"Geleceğin Mutfağı" adlı eseriyle Gourmand World Cookbook Awards 2025’te dünya birinciliğine layık görülen Şahin, atıksız mutfak felsefesini modern bir trendden öte, Anadolu’nun kadim bilgeliğiyle harmanlıyor. Profesyonel mutfaklardan Z kuşağının dinamik dünyasına kadar geniş bir yelpazede farkındalık yaratan başarılı şef, telif gelirlerini ormanlara dönüştürerek döngüsel ekonominin en somut örneklerinden birini sergiliyor. Marka değerini sebze saplarından ve meyve kabuklarından inşa eden Özge Şahin, israf odaklı tüketim toplumuna karşı güçlü bir manifesto sunarken, mutfaktaki dönüşümün aslında zihinde başladığını bizlere hatırlatıyor. Kendisiyle gerçekleştirdiğim keyifli röportajda Özge Şahin ile bu ilham verici başarı hikâyesini, gelecek vizyonunu ve her şeyin başladığı o köklü değişim sürecini konuştuk.

Turizm ve İnsan Kaynakları gibi kurumsal bir dünyadan gelip mutfağın kalbine, üstelik "sıfır atık" gibi disiplinli bir felsefeyle yerleşmeye seni iten o kırılma anını nasıl tarif edersin?

Kırılma noktam tek bir andan ziyade zamana yayılan bir farkındalık süreciydi. 1996 yılında Conrad Hotel’deki stajımda, otel mutfaklarındaki devasa israfı görünce derinden sarsılmıştım. Uzun süre herkesin evinde atıksız yaşadığını varsaydım; ta ki güncel verilerle gerçeklerin öyle olmadığını anlayana kadar. Asıl dönüşüm ise bugün 23 yaşında olan oğlumun 18 yaşında vejetaryen olup dünyaya daha bilinçli bakmasıyla başladı. Onun bu duruşu bildiğim her şeyi sorgulattı ve tüm yönümü sorumlu, sıfır atık mutfak anlayışına çevirdim.

"Sıfır Atık" kavramını modern bir trend gibi değil de anneannelerimizden miras kalan bir "bilgelik ve tutumluluk" mirası olarak tanımlaman, sence bugünün israf odaklı tüketim toplumuyla nasıl bir çatışma içine giriyor?

Sıfır atık benim için geçici bir trend değil, anneannelerimizden kalan bir yaşam zekasıdır. Onlar yokluktan değil, emeğe ve doğaya duydukları saygıdan dolayı dönüştürürlerdi. Bu yaklaşım, "daha fazla ve daha hızlı" üzerine kurulu modern tüketim sistemiyle doğal olarak çatışıyor. Çünkü sıfır atık yavaşlamayı ve "gerçekten ihtiyacım var mı?" diye sormayı gerektirir. Ben bu çatışmayı bir kriz değil, bir uyanış olarak görüyorum. Bu mirası sahiplenmek; doğayla, üreticiyle ve vicdanımızla daha sağlıklı bir ilişki kurmamızı sağlıyor.

Pazarlama dünyasında her şeyin "yeni" ve "parlak" olanı kutsandığı bir dönemde, sebze saplarını ve meyve kabuklarını birer "premium" malzemeye dönüştürerek mutfağın marka değerini nasıl yeniden inşa ediyorsun?

Pazarlama dünyası kusursuz olanı yüceltse de mutfakta gerçek değer görünmeyende saklıdır. Ben sebze saplarını ve meyve kabuklarını hikâyesi ve aroması olan kıymetli ham maddeler olarak konumlandırıyorum. Çöpe gidecek bir parçanın tabağın en özel öğesine dönüştüğünü gören insanların alışkanlıkları kırılıyor. Premium algı benim için pahalı olan değil; şeffaf, bilinçli ve saygılı üretim sürecidir. Kitabımı da bu amaçla, insanların bildiklerini sorgulatmak ve mutfaktaki dönüşümün tariften önce zihinde başladığını göstermek için yazdım.

"Geleceğin Mutfağı" kitabınla Gourmand World Cookbook Awards 2025’te "Sürdürülebilirlik" kategorisinde dünya birincisi seçilerek büyük bir gurur yaşattın; bu küresel başarının, Türk mutfağının sürdürülebilirlik vizyonunu dünyaya anlatma misyonunu nasıl perçinlediğini düşünüyorsun?

Gourmand’da aldığım bu ödül, kitaptaki bakış açısının evrensel bir karşılığı olduğunu kanıtladı. Türk mutfağının sadece lezzetiyle değil; bilgelik, tutumluluk ve sürdürülebilirlik anlayışıyla da dünyaya ilham verebileceğini........

© Gerçek Gündem