“Küvetteki ceset ikonografisi” ya da banyonun tekinsizliği
Küvette ya da duşta –hele ki evde yalnızsanız- bir miktar huzursuz olur musunuz? Cevabınız ”Evet” ise nedenini hiç düşündünüz mü? Çıplak olduğunuz için mi? Kendinizi savunmasız mı hissedersiniz? En mahrem alanınız belki de en savunmasız olduğunuz yerdir. Suyun doğasına içkin tekinsizlik de olabilir mi bu huzursuzluğun nedeni? Belki de kendinizi kıstırılmış hissediyorsunuz. Bu haftanın ve bir sonraki haftanın yazısı yukarıdaki sorulara cevap aramak için “Küvet Ölümleri” hakkında olacak.
13 Temmuz 1793 Cumartesi. Saat 19.30. Charlotte Corday adlı genç kadın, Paris, 30 Rue des Cordeliers adresindeki eve geldi. Ev, Fransız Devrimi’nin ateşli savunucu ve liderlerinden Jean Paul Marat’ya aitti ve Marat, her akşamüstü olduğu gibi, tuhaf görünümlü, taşınabilir küvetinde hazırlanmış şifalı banyosunda, editörlüğünü yaptığı ve ertesi sabah dağıtılacak olan gazetenin son düzeltmelerini yapıyordu. Bu, Marat’nın akşamüstü rutiniydi.
Küvet, uzunca bir tahta parçasının ayak ucuna yerleştirebileceği ve mürekkep şişesi, tüy kalem ve kağıtları için epey yer bırakacak şekilde, yüksek sırtlı bir ayakkabıya benziyordu. Böylece, içeriye kısmen gömülmüş olan Marat, misafirlerini ağırlayabiliyor ve rahatlıkla çalışabiliyordu. Saatlerce burada oturup, kaşınmaktan tahriş olmuş cildinin sürekli rahatsızlığından kurtulmaya çalışıyordu. Sirkeye batırılmış kırmızı bir bandanayı alnına sarmış, omuzlarına da bir cübbe geçirmişti.
Charlotte Corday Paris’e vardığında, Marat’nın Ulusal Kongre’ye katılamayacak kadar hasta olduğunu öğrenmişti. Aynı günün erken saatlerinde de eve uğramıştı, ancak Marat ziyaretçi kabul edemiyordu. Bunun üzerine, kendisine önemli bilgiler getirdiğini söyleyen bir not bırakmıştı. Bu kez onu mutlaka görmeliydi. Hint tülünden yapılmış elbisesinin göğsüne, o sabah Palais Royal’deki bir dükkandan iki franka aldığı abanoz saplı mutfak bıçağını saklamıştı.
Corday, giriş holüne adım attığında, Marat’nın kapıcısının karısı, aşçısı ve sevgilisi Simone Evrard tarafından durduruldu. Üç kadın da Corday’in hasta Marat’yı görmesinin olanaksız olduğunu söylüyorlardı. Yüksek sesler banyoya kadar ulaşınca, Marat bu davetsiz misafirin kendisine getirilmesini istedi. Birkaç saniye sonra Charlotte Corday, Paris’e öldürmeye geldiği adamın banyosundaydı.
Küvetin yanına oturan kadın, yolculuğunu anlatmaya başladı. Şehrindeki Girondinlerin (monarşi yanlılarının) isimlerini sıralamaya başladığında, gazetesi için bu bilgilere sahip olmaktan mutlu olduğunu gösteren Marat, birkaç gün içinde tüm direnişçilerin Paris’te giyotinle idam edilmesini sağlayacağına dair güvence verdi ve tüy kalemini mürekkep hokkasına batırıp isimleri yazdı. Ancak Corday bıçağını kılıfından çıkarmış ve kolunu yukarı kaldırmıştı bile. Bıçağı Marat’nın göğsüne sapladı.
Kısa bir süre sonra ceset küvetten çıkarılırken, olay yerine gelen, yakındaki l’Ecole de Medicine’den bir üye, Marat’nın ölümünü ilan etti. Kolejden cerrahlar, gece boyunca cesedi mumyalamak için çalıştılar ve darbenin köprücük kemiğinin altından, akciğerden ve aorttan geçtiğini açıkladılar.
Marat’nın ölüm maskesi, cinayetten altı saat sonra hepimizin Madam Tussaud olarak bildiğimiz Marie Grosholtz tarafından yapılmış. Madam Tussaud’nun öyküsü her ne kadar başka bir yazının konusu olmayı hak etse de, hakkında birkaç kelam etmeden geçmeyelim.
Madame Tussaud, kariyerine 1789 Fransız Devrimi sırasında amcası olduğu iddia edilen Philippe Curtius ile birlikte, giyotinle idam edilenlerin kesik başlarından doğrudan ölüm maskeleri modelleyerek başlıyor. Ardından bu sıra dışı becerisini ticari bir başarıya dönüştürüyor. Madam Tussaud tarafından Marat’nın ölüm maskesinin alınmasını da sanatçı dostu ve dava........
