BİLİRİM VARILMAZ LEYLA’YA…
“Ezelde verilmiş hükmümüz
Büküldü boynumuz, kıldan incedir
Leyla, uzun ve karanlık bir gecedir
İçinde yana yana kül olduğumuz
Bilirim varılmaz Leyla’ya, gidilir.
Ben Leyla’ya giderim…”
(Ahmet Uluçay; Leyla’ya Mektup)
Leyla… Kimdir ya da neye tekabül eder, kadim edebiyatımızın alıp veremediği nedir Leyla’yla? Evet, biliyoruz ki Leyla da Aslı da Şirin de bir şey içindi: aslolan aşk idi. “Aşk imiş her ne var âlemde/İlim bir kîl u kal imiş ancak” ya da “Ya Rab bela-yı aşk ile kıl aşina beni, bir dem bela-yı aşkdan etme cüda beni” derken aynı yere varıyordu Fuzuli. Aşk içindi, aşk olsun içindi, vuslata aldırmadan dışarıda değil gönlünde aşkı yaşamak içindi. “Hayâliyle tesellîdir gönül meyl-i visâl etmez/Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl etmez.”
O yüzden aşka da aşkın acısına da eyvallah denilecektir. “Hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı / Garazım yok reh-i aşkında fenâdan gayrı” derken şair; sevgilinin diyarında elde ettiği tek şeyin bela olduğunun farkındaydı ama bir şeyin daha farkındaydı ki o da; asıl amacının sevgili yolunda fenadan yani maddi varlığından vazgeçmekten başka bir amacının olmadığıydı.
Onun için, yâre de yârin açtığı yaraya derman aranmayacaktır... “Aşk ile viran eden gönlünü ma’mûr istemez. / Hatırın mâhzun eden bir lahza mesrûr........
