İÇİMİZDE KALANLAR
Söylenmeyen her duygu, ruhun sessiz biter yüküdür.
Toplum olarak güçlü görünmeyi seviyoruz. Güçlü olmak çoğu zaman ağlamamak, üzülmemek, korkmamak, hatta yorulmamak gibi algılanıyor. Oysa insanı insan yapan şey yalnızca başarıları ya da mutlulukları değil, hayal kırıklıkları, korkuları, öfkesi ve gözyaşları da onun bir parçasıdır.
Çocukluğumuzdan itibaren çoğumuz benzer cümlelerle büyütülürüz: “Erkek adam ağlamaz.”, “Bunu kafana takma.”, “Geçer.”, “Güçlü ol.” İyi niyetle söylenen bu sözler bazen bize duygularımızı tanımayı değil, onları saklamayı öğretir. Zamanla üzülmemeyi değil, üzüntümüzü göstermemeyi öğreniriz. Ağlamamayı değil, gözyaşlarımızı içimize akıtmayı alışkanlık hâline getiririz.
Ancak psikoloji bilimi bize yıllardır önemli bir gerçeği anlatır: Bastırılan duygular ortadan kaybolmaz. Onlar yalnızca farklı şekillerde kendilerini ifade etmeye çalışırlar.
Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, bastırmanın insan zihninin temel savunma mekanizmalarından biri olduğunu ileri sürmüştür. Her ne kadar günümüz psikolojisi Freud’un bütün kuramlarını benimsemese de, bastırılan duygu ve yaşantıların insan davranışlarını etkileyebileceği düşüncesi psikoloji tarihinde önemli bir yer tutmaya devam etmektedir. Bazen nedeni bulunamayan öfkelerimiz, sürekli........
