BAYRAM DİYORUM…
“Eski bayramlar mı değişti, yoksa biz mi?”
Her bayram geldiğinde aynı cümleyi kuruyoruz: “Eski bayramlar başkaydı…” Peki gerçekten bayramlar mı başkaydı? Yoksa değişen biz miydik?
Belki mesele eski bayramların güzelliği değil; çocukluğumuzun masumiyetiydi. Çünkü o zamanlar “ben” demeyi değil, “biz” olmayı biliyorduk. Bir sofraya birlikte oturmanın, kapı kapı dolaşmanın, büyüklerin elini tutmanın ne demek olduğunu hissediyorduk. Şimdi ise kalabalıkların içinde yalnızlaşan bir dünyanın bayramlarına uyanıyoruz.
Bugün dünyanın bir yanında çocuklar savaş sesleriyle gözlerini açıyor. Başka coğrafyalarda insanlar açlıkla mücadele ediyor. Bir anne evladının acısıyla bayrama girerken, başka bir çocuk yeni kıyafet değil; korkmadan uyuyabileceği bir gece diliyor.
İşte tam da bu yüzden, zulmün gölgesindeki bayramlara alışmamamız gerekiyor. Çünkü insan, gördüğü acıya sessiz kaldıkça biraz daha eksiliyor.
Oysa bayram; yalnızca yeni kıyafetler, kalabalık sofralar ya da tatil telaşı değildir. Bayram, insanın insana yeniden yaklaşmasıdır. Kırgınlıkların azalması, merhametin çoğalmasıdır. Bir araya gelmek, birlikte hissedebilmektir.
Belki de bugün en........
