Köyüne dönen genç
Üniversiteyi bitiren gençlerin büyük bir bölümü için hayatın yönü bellidir: Büyük şehre gitmek, bir iş bulmak, düzen kurmak ve doğduğu köyü geride bırakmak… Çünkü yıllardır bize başarı, doğduğumuz yerden uzaklaşmak olarak anlatıldı. Köyden kente gitmek gelişmenin, köyde kalmak ise geri kalmışlığın göstergesi sayıldı. Oysa bir genç, bütün bu ezberleri bozmayı seçti. Üniversiteden mezun olduğunda ailesi onun büyük bir şehre yerleşmesini bekliyordu. O ise doğduğu köye döndü. Çünkü çocukluğunun geçtiği o toprakların yıllar içerisinde nasıl sessizce gerilediğini görmüştü. Köyde genç kalmamıştı. Tarlalar boştu. Kahvehanede oturanların çoğu yaşlıydı. Çocukların sayısı her geçen yıl biraz daha azalıyordu. Okul vardı ama imkânları sınırlıydı. İnternet yetersizdi. Üretim azalmış, insanlar geçim sıkıntısı nedeniyle şehirlere göç etmişti. Genç, köy meydanında oturup uzun uzun düşündü. “Ben de gidersem geriye ne kalacak?” diye sordu kendine. İşte hikâye tam burada başladı. Önce köydeki gençleri bir araya getirdi. Herkesin başka bir sorunu vardı ama aslında bütün sorunların ortak bir noktası bulunuyordu: Umutsuzluk. “Bizim en büyük problemimiz sadece işsizlik değil,” dedi. “Biz geleceğe inanmıyoruz. Önce bu inancı değiştirmemiz gerekiyor.” Kimileri güldü, kimileri “Sen tek başına ne yapabilirsin?” diye sordu. O ise vazgeçmedi.........
