VERGİ ADALETİ Mİ, MÜLKİYET HAKKINA MÜDAHALE Mİ?
Geçtiğimiz günlerde bir okuyucum şu soruyu yöneltti: “Hocam, geçen yıl 18 bin lira emlak vergisi ödedim. Bu yıl belediyeden gelen tahakkukta 54 bin lira vergi görünüyor. Maaşım aynı, evim aynı. Bu vergiyi nasıl ödeyeceğim?” Aslında bu soru yalnızca bir kişinin değil, bugün Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde binlerce taşınmaz sahibinin ortak sorusudur. Son dönemde emlak vergilerinde yaşanan olağanüstü artışlar, vatandaşların bütçelerinde ciddi yük oluşturmaya başlamıştır. Özellikle kira geliri elde etmeyen, tek maaşla geçinen memurlar, işçiler, küçük esnaf ve sabit gelirli vatandaşlar açısından konu artık yalnızca bir vergi meselesi olmaktan çıkmış; mülkiyet hakkı, vergi adaleti ve ödeme gücü tartışmalarının merkezine yerleşmiştir. Peki bu artışların sebebi nedir? Daha önemlisi, ortaya çıkan tablo hukuk devleti ilkeleriyle ne ölçüde bağdaşmaktadır? Emlak vergisinin matrahı, arsa ve araziler için belirlenen metrekare birim değerlerine dayanmaktadır. Bu değerler dört yılda bir toplanan takdir komisyonları tarafından belirlenmektedir. 2022 ve 2023 yıllarında yapılan değerlendirmelerde birçok bölgede arsa ve arazi birim değerlerinde olağanüstü artışlar meydana geldi. Bazı mahallelerde artış oranları enflasyonun ve piyasa gerçeklerinin çok üzerinde gerçekleşti. Bunun üzerine binlerce vatandaş dava açtı. Ancak süreç burada bitmedi. Kanun koyucu, artan tepkiler üzerine 7566 sayılı Kanun ile yeni bir düzenleme yaptı ve 2026 yılında alınacak emlak vergisi için üst sınır getirdi. İlk bakışta vatandaş lehine görünen bu düzenleme, uygulamada farklı sonuçlar doğurdu. Çünkü kanunda yer alan; “2026 yılında alınacak emlak vergisi tutarı, 2025 yılında alınan vergi tutarının iki kat........
