menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

GELİYORUM DİYEN FELAKETLERE GÖZLERİNİ KAPATMAK          

9 0
17.02.2025

“Her şeyimiz olsun; ama biraz zahmetsiz olsun,” kafasına büründüğümüz için çekiyoruz bunca sıkıntıyı. Daha en başından elimizi taşın altına koyamadığımızdan, herkes yolunu tutturmanın derdinde olduğundan belki de bir parça. Mikronlara bölünüp bir araya gelemememizin altında yatan da bu. Neler kaybediyoruz, orası bir zaman sonra elbet ortaya çıkacak. Umarız, o kadar geç olmaz. Şimdilik herkes her yerde sadece konuşuyor. Televizyonlar, sanal platformlar, sokakta köşe başları, evlerimizde rahat koltuklarımız, bağlarımız, bahçelerimiz… Hepsi de çok güzel ve rahat mekanlar. Konuşarak rahatlıyoruz, her birimiz sorunların çözülmesini bir diğerinden bekleyerek. Eleştireniz, yargılayanız…Ama yapan eden değiliz. Üzerimize bir ölü toprağı serpilmiş gibi.

Birçok toplum böyle donuk bir dönem geçirmiştir. Hatta yere göğe sığdıramadığımız o Avrupa bile. Mesela II. Dünya Savaşı’nın kapılarına kadar dayanacağını sanmayan Parisliler hiçbir şey yokmuş gibi günlük hayatlarını sürdürebilmişler. Balolar, şık kıyafetler, aksatılmayan tüm sosyal faaliyetler… Hepsinin kulakları savaşa tıkalı, günlük küçük sıkıntılarından başka dertleri olmayacağı psikolojiyle yaşayıp gitmişler. Şehirlerine Nazilerin girmeyeceğini düşünmüşler. Stefan Zweig’in “Günlükler”ine şöyle bir göz gezdirmek yeterli. İnsan psikolojisinin en anlaşılmaz kör noktası bu, felaketler alenen kendini gösterirken bizim başımıza gelmeyeceğinden emin olabiliyoruz. Yakın tarihten başka bir örnek vermek istiyorum. Ruh sağlığı hastanelerinde yatarak tedavi görmekte olan hastalarla yapılan görüşmelerle ilgili bir raporda rastladığım bir bilgi beni beynimden vurdu:

“T.Z 25 yaşında bekar bir erkek.........

© Gazete Gerçek