BAŞKALARINA SAĞIR
Epey yoğun bir şekilde insanlara baskın çıkma hevesiyle doluyuz. Hatta o kadar ki diğerlerinin söylediklerini dinlemeyi zaman kaybı olarak gördüğümüzden onların bize göstermeye çalıştıklarına kulaklarımızı tıkayıp gözlerimizi kapayacak kadar ısrarcıyız. Bazen öyle oluyor ki üzerimize gelen felaketler konusunda bizi uyaranları bile küçümsüyoruz. Kabak başımıza patlayınca da savunmamız hazır: “Basiretim bağlandı.” İnsan olma ve bir bilince sahip olma sorumluluğumuzdan bu şekilde sıyrılmaya çalışıyoruz. Karşımızdaki bütün riskleri göze alarak, aptal görünme pahasına bizi uyandırmaya çalışırken bile onu dinlemiyoruz. İnsanın elbette kendi fikri, kendi düşünceleri olacak ve kararlarını verirken de bunlar üzerinden işlem yürütebilecek. Bu istendik bir durum. Yoksa nasıl ilerleyebiliriz? Hür irademizle seçimler yapabilmeliyiz elbette. Peki irademiz sandığımız kadar hür mü?
Kararlarımızı verirken, bir konuda çözüm bulurken veya fikir üretirken hangi gerçeklerden yola çıkıyoruz? Yoksa tüm gerçeklere ve eldeki verilere sırtımızı dönerek “Ya şundadır ya bunda” mı diyoruz? Birçoğumuz geçmişten getirdiğimiz kalıpları aynen tekrar ediyoruz. Hep aynı yoldan işe gittiğimiz, hep aynı renk gömleği seçtiğimiz gibi. Kulağımızın dibinde bir tezahürat ekibi var, “ram papa pam, ram papa pam” tempo tutuyor bize. Biricik düşüncemiz sandığımız, çoğu zaman çevremizden duyduklarımızın içimize işlemesinden başka bir şey değil. Bu vaziyette olunca da felaketler etrafımızda bir bir........
© Gazete Gerçek
