Kaosta 'hegemonya' arayışı
Trump’ın resmen göreve başlamasından bu yana geçen yedi haftada yaşananlar, kabaca 35 yıldır sürmekte olan ara dönemin sonuna gelindiğini, kaotik bir evreye büyük bir hızla girildiğini gösteriyor. Kapitalizmin iki geleneksel anayurdu Avrupa ve ABD’de kurulu düzenlerin temel taşları yerinden oynamış; devletlerarası hukuk, uluslararası kurum ve normlar işlevsizleşmiş; Batı-Doğu, Atlantik-Avrasya eksenli bloklaşmalar katılıklarını yitirmeye, çözülmeye yüz tutmuş; ABD, AB, Çin ve Rusya’nın birbirleriyle ve dünyanın geri kalanı ile ilişkilerinde eksenler yer değiştirmeye başlamıştır.
Tüm bu belirtilerin kaynağında, teorik, tarihsel, ekolojik sınırlarına dayanmış kapitalist dünya sisteminin derin çıkmazı, yapısal tıkanıklığı var.
Yeni bir dünya düzeni için, tekil ya da çoğul, oydaşmayla ya da zorla tüm dünyaya sözünü geçirecek kurucu önderlik ve irade gerekiyor. Payın güce göre dağıtıldığı rekabet içindeki kapitalist devletler, bu mayaları nedeniyle oydaşma ve barışçıl çözüm üretemiyor; ekonomik/askeri güç kullanarak tersinden çözümü zorluyorlar.
Geçen yazımda açmaya çalıştığım organik/bütünleşik tek dünya pazarı koşulları ve bugünkü küresel güç ilişkileri, düzen kurucu iradenin geçen yüzyılda İngiltere ve ABD örneklerinde yaşandığı türden iki büyük güç arasındaki nöbet değişikliğiyle oluşmasına izin vermiyor. Organik dünya pazarı, hegemonya ilişkilerini de domine ediyor.
Maddi zemindeki köklü değişiklikler, üstün gücü tanımlamak için kullanageldiğimiz hegemonya kavramını geleneksel anlamından uzaklaştırıyor. Belki de, bugünkü ilişkileri anlamak ve tanımlamak için yeni kavramlar üretmek gerekecek.(1)
Hegemonya, eski Yunancadan, “otorite”, “lider” anlamındaki ‘hegemonia’ sözcüğünden geliyor. Antik Yunanda, ötekiler tarafından otoritesine meydan okunamayan site devleti anlamında kullanılıyor.
Hegemonya, egemenlik, diktatörlük ve imparatorluktan farklı bir ilişkiyi anlattığı için ayrı bir kavram olarak var oldu; veri alınan sisteme, birime, birliğe, kümeye, tarihsel dönemin maddi ilişkilerine göre farklı anlamlar kazandı. Örneğin, Lenin ve Gramsci’de hegemonya kavramı devrim ve sosyalizm mücadelesinde sınıfsal bağlaşıklar ya da “devrimci tarihsel blok” üzerinde yalnızca güce değil, rıza ve onaya da dayanan ideolojik-siyasal üstün etkileme gücünü, önderliği anlatıyordu.
1917’den 2020’lere kadar olan 103 yıllık uzun yüzyılda hegemonya tam da Lenin ve Gramsci’nin kavramlaştırmalarını dünya bağlamında çağrıştırır biçimde, komünist/sovyetik ortak düşmana karşı bir araya gelen kapitalist devletler blokundaki üstün, önder, iradesine meydan okunmayan gücü anlatan bir kavram olarak, “Amerikan hegemonyası” olarak yerleşti. ABD bu konuma ekonomik, ideolojik-siyasal ve askeri alanlardaki üstünlüğüyle erişti.
1991’de Sovyetler Birliği’nin çözülmesi, 2000’lerde Çin Halk Cumhuriyeti’nin dünya kapitalist sistemine eklemlenmesi, bilişim teknoloji alanındaki gelişmeler bu dönemin sonunu getiren önemli dönüşüm uğrakları oldular. 2009’daki “Kriz ve Hegemonya” başlıklı yazımda(2), “hegemonya kavramının içeriği değişmiştir” derken kastettiğim daha çok yukarıdaki cümlede işaret ettiğim ilk iki değişimdi. ABD’nin ekonomik ve siyasal cephelerde gerilerken Irak müdahalesinde çıplak biçimde görüldüğü üzere askeri gücünü öne çıkarması, yeni konumunu anlatmak için “hegemonya” yerine “imparatorluk” teriminin önerilmesi (Negri ve Hardt) içerikteki değişikliğin neden ve belirtileri olarak kaydedilebilir. Bugün, yeniden “imparatorluk” sözcüğünün dillendirilmesi de rastlantı değil.
Hegemonya kavramının içeriğinde değişime yol açan görece yeni eğilimleri satırbaşlarıyla özetlemeye çalışalım.
Bir: Düzen sağlayan önderlik işlevi, günümüzde iki sistem karşıtlığı ekseninde değil, kapitalist devletler/ülkeler arası ilişkiler ekseninde, sistem içinde biçimleniyor. Rusya ve Çin, kapitalist ülkeler, büyük devletler olarak bu ilişkiler içinde yer alıyorlar. Kapitalizmin eski efendilerinin bu iki gücü entegre ve asimile edememelerinin nedeni,........
© Gazete Duvar
