Sporun Felsefesi: Olimpik Ruh
Son günlerde Amerikalı artistik buz patencisi Ilia Malinin’in quad axel denemesi yeniden gündeme geldi. Buz pateninin en zor tekniklerinden biri olan bu atlayış, sadece fiziksel güç değil; cesaret ve sınırları zorlama iradesi gerektiriyor. O anı izlerken insan ister istemez şaşkınlık yaşıyor. Çünkü orada gördüğümüz şey sadece bir hareket değil, insanın kendi limitleriyle mücadelesi.
Bu görüntüleri izlerken Novak Djokovic’in verdiği tepki dikkat çekiciydi. Kortta yıllardır zirvede olan, mental dayanıklılığıyla bilinen bir sporcu, başka bir branştaki zorluğu hayranlıkla izleyebiliyor. Ellerini başının arasına alıp şaşkınlığını gizleyememesi bize şunu gösteriyor: Bir dünya yıldızı bile başka bir olimpik sporcuya hayranlık duyabilir.
Spor disiplinleri birbirinden çok farklıdır. Bir tenisçinin refleksi ile bir buz patencisinin dengesi aynı değildir. Bir yüzücünün nefes kontrolü ile bir basketbolcunun oyun zekası da öyle. Her branş bedeni ve zihni başka bir yönde geliştirir.
Her yetenekli insan her alanda yetenekli değildir. Ve bu eksiklik değildir.
Toplum çoğu zaman sadece yeteneği konuşur. Oysa spor bize şunu öğretir: Disiplin, tekrar ve sabır en az yetenek kadar belirleyicidir. Hatta kimi zaman sınırlı görülen bir yetenek, doğru çalışma ile güçlü bir karaktere dönüşebilir.
Spor yapmak illa olimpik düzeyde olmak demek değildir. Hepimiz dünya şampiyonu olmayabiliriz. Ama olimpik ruhu yaşayabiliriz. Olimpik ruh; adil olmak, saygı duymak, kendinle yarışmak ve düştüğünde ayağa kalkabilmektir.
Her şeyi denemek zorunda değiliz. Ama bir yerden başlamak zorundayız. Çünkü hangi alanda derinleşeceğimizi ancak deneyerek anlayabiliriz. Olimpik olmak bir sonuçtur. Olimpik ruh ise bir tavırdır.
Ve belki de sporun özünü en iyi anlatan söz şudur:
“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”
Mustafa Kemal Atatürk
Deneyimden kaçmamak gerekir. Çünkü her deneyim bize kendimizle ilgili bir şey öğretir. Spor sahada yapılır ama zihin de en az beden kadar çalışır. Okumak da bir antrenmandır.
Bu yazıları okurken de birlikte gelişeceğiz. Farkındalık da bir kas gibidir; çalıştıkça güçlenir.
Bir sonraki müsabakada, yani bir sonraki yazıda buluşmak üzere. :)
Sevgiyle…
Merve TALAY
