KÖRFEZ SERİNLİĞİ
İstanbul’da bir yaz akşamını hatırlatan havada, uzun, dertli, sıkıntılı ve bol dedikodulu bir millî aranın ardından Beşiktaş, evinde Kocaelispor’u ağırladı. Türk futbolunun gündemi yine futbolun kendisinden çok hakemleri, MHK’yi, bahis tartışmalarını ve bitmek bilmeyen yönetim krizlerini konuşmuştu. Şimdi yeniden sahaya dönme, tartışmaların arasından futbolu çekip çıkarma zamanıydı.
Aynı puanlarla sahaya çıkan iki takım için bu karşılaşma, üst sıralara tutunmak adına önemli bir doksan dakikaydı. Üstelik iki takımın da futbolu çirkinleştirmek yerine oynamayı tercih etmesi, seyirciye keyifli bir mücadele vaat ediyordu.
Beşiktaş, Vincenzo Italiano ile birlikte giderek daha belirgin bir teknik direktör takımına dönüşüyor. Sahada birbirinden bağımsız hareket eden oyuncular yerine, birbirinin ne yapacağını bilen, pozisyonları birlikte üreten ve oyun planını daha görünür biçimde uygulayan bir takım görüntüsü var. Bu dönüşümün arkasında teknik direktör ile futbolcular arasındaki uyum kadar, tribünlerin Italiano’ya duyduğu güven de bulunuyor.
Futbolda bazen bir takımın ihtiyacı olan şey yeni bir yıldızdan önce ortak bir akıldır. Çünkü yıldız oyuncular maç kazandırabilir; ancak bir takımı istikrarlı hâle getiren, oyuncuların aynı hikâyenin içinde buluşabilmesidir.
Beşiktaş, Kocaelispor karşısında bu hikâyenin bazı bölümlerini doğru yazdı.
Orkun’un imzası, Vlahovic’in ağırlığı
Siyah-beyazlılar maça hızlı başladı. Henüz 18. dakikada Orkun Kökçü’nün golü, Beşiktaş’ın karşılaşmaya yalnızca kazanmak için değil, oyunun kontrolünü eline almak için çıktığının işaretiydi. Sağ kanattaki Vaclav Cerny’nin savunma arkasına hareketlenmesiyle gelişen organizasyon, Orkun’un bitiriciliğiyle sonuçlandı. Golün değeri yalnızca tabelayı değiştirmesinde değil, Beşiktaş’ın rakip savunmanın arkasına koşularla ulaşabildiğini göstermesindeydi.
Ancak futbol, iyi başlayan takımlara doksan dakika boyunca rahat bir yolculuk vaat etmiyor. Kocaelispor, 27. dakikada Show’un golüyle eşitliği sağladı. Beşiktaş’ın öne geçtikten sonra savunma dengesini koruma ve rakibin karşılık verme ihtimalini yönetme konusunda hâlâ çalışması gereken noktaları olduğunu gördük.
Siyah-beyazlıların cevabı gecikmedi. 31. dakikada Dusan Vlahovic penaltıdan attığı golle Beşiktaş’ı yeniden öne geçirdi. Maçın 2-1’e taşınması, ilk yarıda yaşanan gelgitlerin ardından siyah-beyazlılara önemli bir avantaj sağladı. İkinci yarıda skor değişmedi ve Beşiktaş sahadan üç puanla ayrıldı.
Vlahovic’in varlığı, Beşiktaş’ın hücum gücünü artıran en önemli unsurlardan biri. Etkili bir santrforun yalnızca attığı gollerle değil, rakip savunmayı nasıl meşgul ettiğiyle de takıma katkı sağladığını görüyoruz. Vlahovic, ceza sahasında savunmacıları kendisine bağlayarak diğer hücumculara alan açıyor; doğru pozisyon aldığında takım arkadaşlarının pas tercihlerini de kolaylaştırıyor.
Onu yalnızca gol krallığı yarışındaki yeriyle değerlendirmek eksik kalır. Bir santrforun gerçek etkisi, takımın hücumunu kaç farklı yoldan geliştirebildiğinde ortaya çıkar. Vlahovic’in savunma arkasına koşuları, ceza sahasındaki konumu ve fiziksel varlığı, Beşiktaş’ın hücum repertuvarını genişletiyor.
Elbette bu güç, takımın bütün sorunlarını ortadan kaldırmıyor. Beşiktaş’ın Kocaelispor karşısında ikinci yarıda skoru değiştirememesi, öne geçtiği maçlarda hücum sürekliliğini koruması gerektiğini hatırlattı. Öndeki oyuncuların bireysel kalitesi kadar, orta sahanın hücuma katılımı, kanatların doğru zamanlamayla kullanılması ve ceza sahası çevresindeki ikinci topların kazanılması da önemli.
Beşiktaş’ın bir sonraki aşaması, iyi başladığı maçları yalnızca sonuçlandırmak değil, oyun üstünlüğünü daha uzun süre koruyabilmek olmalı.
“Kör olma da gör beni…”
Kocaelispor karşılaşmasının bir başka başlığı da hakem yönetimi ve VAR tartışmalarıydı. Beşiktaş........
