menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump–Xi zirvesi: Kim kazandı, ne kazandı?

24 0
15.05.2026

Donald Trump ile Xi Jinping arasında Pekin’de gerçekleşen son zirve, klasik anlamda bir “dostluk buluşması” değildi. Ama aynı zamanda yeni bir Soğuk Savaş ilanı da değildi.

Daha çok iki yorgun devin birbirine şunu söylediği bir zirveydi:

“Birbirimizi durduramıyoruz. O halde şimdilik kontrollü rekabet edelim.”

Aslında bu görüşmenin özü buydu.

Çünkü Washington da Pekin de artık şunu biliyor:
Dünya ekonomisi tamamen ayrışabilecek durumda değil.

ABD Çin’i tamamen izole edemiyor.
Çin de Amerikan finans sistemi, dolar düzeni ve Batı teknolojisiyle bağlarını tamamen koparamıyor.

Bu nedenle ortaya çıkan yeni model artık “küreselleşme” değil;
ama tam bir kopuş da değil.

Yeni model:
kontrollü rekabet,
stratejik bağımlılık yönetimi,
ve kırılgan iş birliği modeli.

Trump ne kazandı?

Trump açısından zirvenin en önemli sonucu iç politik psikolojik üstünlük oldu.

Çünkü yıllardır Amerikan seçmenine aynı hikâyeyi anlatıyor:

“Çin Amerika’nın sanayisini boşalttı, işlerini aldı, ticaret açığını büyüttü. Ben buna dur diyorum.”

Gerçekten de ABD’nin Çin’le ticaret açığı son yıllarda azalmış olsa da hâlâ yüz milyarlarca dolar seviyesinde seyrediyor. ABD yönetiminin temel hedeflerinden biri üretimi yeniden Amerika’ya çekmek ve Çin bağımlılığını azaltmak.  

Trump açısından Xi Jinping’in masaya oturması bile siyasi olarak şu mesajın verilmesine yetiyor:

“Çin benimle anlaşmak zorunda kaldı.”

Özellikle yaklaşan ara seçim atmosferinde bu Trump için önemli bir iç politika malzemesi.

Ancak asıl mesele sadece ticaret değil.

Washington artık Çin’i yalnızca ucuz üretici olarak görmüyor.
Onu:

* yapay zekada,
* yarı iletkenlerde,
* kritik minerallerde,
* batarya teknolojilerinde,
* savunma sanayiinde,
* kuantum teknolojilerinde
    stratejik rakip olarak görüyor.

Bu nedenle Trump yönetimi “Çin’den kopuş” değil ama “Çin’e........

© Forbes Türkiye