menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Operasyonlar, davalar, tahliyeler ve konuşkan detaylar

21 0
05.04.2026

Geçtiğimiz hafta İBB duruşmaları devam ederken, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ve Birgün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı tutuklandı, Bursa Büyükşehir Belediyesine yönelik olarak büyükşehir belediye başkanı ve aile üyelerini de kapsayan alacakaranlık operasyonu düzenlendi. Haftanın son günü İBB davasında 18 kişi tahliye edildi.

Bir durup bir başlayan, bir ağırlaşıp bir hafifleyen ve hiç durmadan biçim değiştiren baskıların, bir eli buzlu sudan çıkarıp kaynar suya daldırmayı andıran, inişli çıkışlı gelişimi kafa karıştırmaya devam ediyor.

Aile ziyareti için gittiği Tokat’ta gözaltına alınarak Ankara’ya getirilen Birgün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı’nın cezaevinden yazdığı mektubunda şu cümleler yer almıştı:

“Üst aramam yapıldı ve pantolonumu indirip eğilip kalkmam istendi. Ancak ben bunu kabul etmedim. ‘BEN GAZETECİYİM’ dedim. Saatlerce nezarethanede bekletildim… Gece geç saatlerde cezaevine teslim edildim, işlemlerim yapıldı ve pislik içindeki geçici koğuşta bir gece geçirdim. Cezaevine girerken montuma el konulduğu için oldukça zor bir gece geçirdim.”

Arı’yı çıplak arama niyeti ve Ankara’nın gece ayazında geceyi montsuz geçirtme uygulamasıyla, tahliyeleri sonrasında gözaltında ve hapishanede kendilerine iyi davranılmasından dolayı teşekkür edenlerin yaşadıkları arasında bir uçurum var.

Tutuklunun isteği üzerine hapishane kantin listesinin genişletilmesi yüce gönüllüğü ile bir başka tutuklunun hapishaneler arasında beş saat boyunca elleri kelepçeyle dolaştırılması durumu arasında fark olmadığını söyleyebilmek mümkün değil. Baskı yelpazesinin insanı şaşırtan genişliği ve kime neyin uygulandığı üzerine düşünmek gerekiyor.

Portekiz’de 1926’dan 1974’e kadar süren Salazar rejimi, 20. yüzyılda Batı Avrupa’da hüküm süren en uzun süreli diktatörlüktü. Rejimin uzun ömürlü olmasında Katolik kilisesi ile kurduğu kurumsal ittifak önemli rol oynadı. Rejimin ömrünü uzatan diğer önemli faktör ‘Devleti Savunma Uluslararası Polisi’ (Policia Internacional e de Defesa do Estado-PIDE) oldu. Asıl görevi sınır kontrolü yanında iç ve dış devlet güvenliği olan PIDE, zamanla diktatörlüğün gizli polis gücü halini almıştı. Salazar rejimi, muhalefeti güç kullanarak ama akılcı bir seçicilik içinde bastırdı. Benzeri diktatörlüklerde de görüldüğü gibi muhalif kesimlere yönelik baskının asıl amacı muhalif siyasal öznelere odaklanmaktan çok toplumun genelini kapsayan bir korku iklimi yaratmaktı.

Portekiz otoriterizmi tüm kesimleri kapsayan açık bir teröre başvurmaksızın muhalefeti etkisizleştirmeyi tercih etti. Rejimin uyguladığı baskı ve kısıtlamalar tek tip değildi. Örneğin liberal ve komünist muhalefete farklı davranıldı. Irk ayrımcılığı da diktatörlüğün politikalarında önemli yer tuttu. Portekiz’in Afrika’daki sömürgelerindeki siyah halkın silahlı muhalefeti, flechas olarak bilinen terörle mücadele ekipleri tarafından işkenceli sorgu ve bombalı suikastlarla cevaplandı. Öte yandan PIDE beyaz muhaliflere her zaman daha yumuşak davrandı.

Rejim muhaliflerinin tecrit edilmesi, sistemli bir biçimde izlenen bir diğer politika oldu. Ağırlıklı olarak kırsal bir ülke olan dönemin Portekiz’inde parti örgütleri büyük ölçüde şehir odaklıydı. Salazar rejimi, kırsal kesimi ve düşük gelirli vatandaşları siyasal sürecin dışında bırakmayı bu mesafeye oynayarak başardı. Rejim, 1945’ten itibaren “seçimlerden” önce bir aylık bir süre boyunca sınırlı “muhalefete” izin verdi. Bunlar, dört ila yedi yılda bir düzenlenen, seçim sonuçlarını etkilemeyen demokrasi gösterileriydi.

Salazar rejimi altında hiçbir zaman bir toplu katliam ya da işçi kıyımı yaşanmadı. Bunun nedeni rejimin insancıl bir tiranlık olmasından çok baskıyı belli bir rasyonellik içinde uygulama tercihiydi. PIDE, çok sayıda insanı öldürmeden, hapse atmadan kitlesel muhalefeti bastırdı. Sistematik ve geniş kesimleri kapsayan zulüm yerine, baskıyı seçerek ve isabetle kullanarak bunu başardı.

Antonio de Oliveira Salazar 1968’de beyin kanaması sonrası iş göremez hale geldi, 1970 yılında öldü, kurduğu rejim ise 1974’de ortadan kalktı.

Türkiye’de algı yönetiminin zirve yaptığı bir kesitten geçiyoruz. Siyasal psikolojinin tüm imkanlarıyla seferber edildiği günlerde, hangi baskı türünün kime ve ne zaman uygulandığını her fırsatta teşhir etmek ve etki alanını ilgisiz bırakmamak bir boyun borcu.


© Evrensel