menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Kutsal kase’ çatladı!

13 0
02.03.2026

İklim değişikliğiyle mücadelede yirmi yıldır “en güçlü silah” olarak sunulan Avrupa Birliği emisyon ticaret sistemi (ETS), tarihinin en büyük siyasi sınavından geçiyor. Son aylarda karbon fiyatlarında yaşanan sert düşüşler ve sanayi lobilerinin baskısıyla Avrupalı liderlerin peş peşe “sistemi zayıflatma” yönünde sinyaller vermesi, ETS’nin geleceğini tartışmaya açtı. Ancak bu kırılma, çok daha derin bir felsefi ve ekonomik tartışmayı da alevlendiriyor. “İklim krizi” denilen küresel iklim değişikliğini yaratan kapitalist sistem, krizi çözmek için kurguladığı “piyasa temelli” araçlarla gerçekten bir çıkış yolu mu sunuyor, yoksa krizden beslenen yeni bir ticaret alanı mı yaratıyor?

Bir illüzyon olarak ‘piyasa temelli çözüm’

İklim krizine karşı hükümetlerin ve küresel şirketlerin (özellikle COP toplantılarında) karar alıyormuş gibi görünürken pratikte bunları uygulamaması, ETS’nin de doğasını sorgulatıyor. ODTÜ İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Voyvoda’ya göre, içinden geçtiğimiz küresel politik ekonomik dönem, çevre sorunlarına karşı dahi “piyasa temelli çözüm” seçeneğini önceliklendirme eğiliminde. Devletler, doğrudan müdahale eden aktif bir politika izlemek yerine sadece “piyasa düzenleyicisi” rolüne bürünüyorlar. Voyvoda, özellikle Türkiye’de iklim politikasının sadece emisyon ticaretinden ibaretmiş gibi algılanmasına yol açan bir yanılsama riski olduğuna dikkat çekiyor.

Krizden fayda çıkarmak: Havadan gelen milyar avrolar

Sistemin kirliliği bitirmekten çok sistemin çarklarını döndürecek bir “ticaret biçimi” olarak kurgulandığı yönündeki eleştirileri haklı çıkaran en net örnek son günlerde Avrupa’dan geliyor. ETS’de devlet tarafından şirketlere sunulan yüksek kotalar ve ‘ücretsiz tahsisatlar’, kirliliği azaltmak yerine devasa bir haksız kazanç kapısı yaratabiliyor. Prof. Dr. Voyvoda’nın paylaştığı çarpıcı bir çalışmaya göre; AB’de karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketler, kendilerine bedava verilen emisyon izinlerini piyasada satarak sadece 6 sene içinde kendi üretim faaliyetleri dışında 24 milyar avro havadan kazanç elde ettiler! Bu tablo, ETS’nin şeffaf tasarlanmadığı durumlarda kirliliği durduran bir araç olmaktan çıkıp, kırılgan makroekonomilerde yeni “spekülatif kazanç ve kayırma sistemi” haline gelebileceğini gösteriyor.

Sanayiyi korumak adına ‘kağıt üstünde kalan’ hedefler

Sistemin mantığına göre; ETS’nin başarılı olması için karbon fiyatlarının, şirketleri “Kkirletme hakkı satın almaktan” vazgeçirip temiz yatırıma zorlayacak kadar yüksek olması gerekiyor. Ancak kapitalist rekabet endişesi her zaman ağır basıyor. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya, sanayiden gelen şikayetler üzerine Avrupa’nın önde gelen liderlerinin (Almanya, Fransa, Çekya) ETS’yi askıya almayı, ertelemeyi veya fiyatları sınırlandırmayı tartışmaya başladığına dikkat çekiyor. Karakaya, bu geri adımların, piyasanın sanayiyi dönüştürücü etkisini ciddi anlamda sulandırarak uzun dönemli “yeşil yatırımları” tehlikeye attığı değerlendirmesini yapıyor. Karakaya’ya göre, 20 yıllık tarihi boyunca büyük ölçüde dokunulmaz olan ve karbon fiyatlarını yüksek tutmaya odaklanan bu sistemde artık “Tabu yıkılmış ve kutsal kase çatlamış görünüyor.”

Türkiye’de de durum farksız; yeni açıklanan 2035 iklim hedeflerinin aslında bir “artıştan azaltım” olduğu ve emisyonların artmaya devam edeceği ifade ediliyor. Voyvoda, hedeflerin bu denli zayıf kalması durumunda teşvik edici fiyatların oluşmayacağını ve ETS’nin “Kağıt üzerinde var olan ama işlemeyen bir sistem” haline geleceğini vurguluyor.

Eşitsizliğin derinleşmesi

Sistemin ürettiği krizin faturasını ödeyenler ile krizden kâr edenler arasındaki uçurum giderek büyüyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Uyduranoğlu, Birleşmiş Milletler verilerine dayanarak çarpıcı bir gerçekliği ortaya koyuyor: Dünyanın en zengin yüzde 10’u küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 50’sinden sorumluyken, en fakir yüzde 50’lik kesimin sorumluluğu yalnızca yüzde 10! Ancak iklim değişikliğinden kaynaklı afetlerin ve aşırı hava olaylarının bedelini en çok yoksullar ödüyor. Uyduranoğlu’na göre, karbon fiyatlandırmasından sağlanan gelirler doğrudan toplu taşıma, akıllı tarım ve yenilenebilir enerji gibi alanlara yatırılarak kırılgan grupların refahı için kullanılmazsa sistem adaleti sağlamakta yetersiz kalacak.

Sonuç: Çözüm mü, sistem revizyonu mu?

Uzmanların analizleri birleştirildiğinde; ETS ancak arkasında güçlü, tavizsiz bir politik irade olduğunda ve azaltım hedefleri sanayi lobilerine kurban edilmediğinde işe yarayan bir araç olarak kurgulanmış bir sistem. Aksi takdirde, var olan eşitsizlikleri derinleştiren, kirliliği kaynağında durdurmak yerine şirketlere “kirletme hakkı” ticareti üzerinden spekülatif kârlar sunan ve kapitalizmin kriz anlarında başvurduğu bir “sistem revizyon aracı” olmaktan öteye gidemeyecektir. AB’deki son gelişmeler ve ETS’nin şu ana kadarki uygulamaları gösteriyor ki; ETS çözüm üretmekten çok uzak ve hatta sistemsel çözümsüzlüğe yeni ‘katkılar’da bulunuyor.

ETS Nedir ve Ne İşe Yarar?

Avrupa Birliği emisyon ticaret sistemi (AB ETS), 2005 yılında daha temiz üretim yapma ve karbon emisyonlarını düşürme hedefleriyle kurulmuştur. Sistem temelde “Kirleten öder” prensibine ve piyasa temelli bir yaklaşıma dayanyor. Devlet, kendi iklim hedefleri doğrultusunda toplam sera gazı salımı için bir üst sınır (kota) belirler ve bu miktar yıllar içinde giderek azaltılır. Bu toplam kota, sektörler arasında emisyon izinlerine dönüştürülür. Şirketler, kotalarının altında kalmak için “temiz teknolojiler”e yatırım yapmaya teşvik edilir; kotasını aşanlar ise kotalarını aşmayan şirketlerden piyasa üzerinden bu izni satın almak zorundadır.


© Evrensel