‘Kutsal kase’ çatladı!
İklim değişikliğiyle mücadelede yirmi yıldır “en güçlü silah” olarak sunulan Avrupa Birliği emisyon ticaret sistemi (ETS), tarihinin en büyük siyasi sınavından geçiyor. Son aylarda karbon fiyatlarında yaşanan sert düşüşler ve sanayi lobilerinin baskısıyla Avrupalı liderlerin peş peşe “sistemi zayıflatma” yönünde sinyaller vermesi, ETS’nin geleceğini tartışmaya açtı. Ancak bu kırılma, çok daha derin bir felsefi ve ekonomik tartışmayı da alevlendiriyor. “İklim krizi” denilen küresel iklim değişikliğini yaratan kapitalist sistem, krizi çözmek için kurguladığı “piyasa temelli” araçlarla gerçekten bir çıkış yolu mu sunuyor, yoksa krizden beslenen yeni bir ticaret alanı mı yaratıyor?
Bir illüzyon olarak ‘piyasa temelli çözüm’
İklim krizine karşı hükümetlerin ve küresel şirketlerin (özellikle COP toplantılarında) karar alıyormuş gibi görünürken pratikte bunları uygulamaması, ETS’nin de doğasını sorgulatıyor. ODTÜ İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Voyvoda’ya göre, içinden geçtiğimiz küresel politik ekonomik dönem, çevre sorunlarına karşı dahi “piyasa temelli çözüm” seçeneğini önceliklendirme eğiliminde. Devletler, doğrudan müdahale eden aktif bir politika izlemek yerine sadece “piyasa düzenleyicisi” rolüne bürünüyorlar. Voyvoda, özellikle Türkiye’de iklim politikasının sadece emisyon ticaretinden ibaretmiş gibi algılanmasına yol açan bir yanılsama riski olduğuna dikkat çekiyor.
Krizden fayda çıkarmak: Havadan gelen milyar avrolar
Sistemin kirliliği bitirmekten çok sistemin çarklarını döndürecek bir “ticaret biçimi” olarak kurgulandığı yönündeki eleştirileri haklı çıkaran en net örnek son günlerde Avrupa’dan geliyor. ETS’de devlet tarafından şirketlere sunulan yüksek kotalar ve ‘ücretsiz tahsisatlar’, kirliliği azaltmak yerine devasa bir haksız kazanç kapısı yaratabiliyor. Prof. Dr. Voyvoda’nın paylaştığı çarpıcı bir çalışmaya göre; AB’de karbon yoğun........
