menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fas, Fransa’ya karşı fazla saygının bedelini ödedi

44 0
10.07.2026

Fas, dört yıl önce Katar’da Fransa karşısına çıktığında turnuvanın en büyük hikâyesini sırtında taşıyordu. Bu kez sahaya sürpriz yapmış bir takım olarak değil, dünyanın güçlü ekipleri arasına yerleşmiş bir takım olarak çıktı. Kadrosu daha geniş, oyuncuları daha deneyimli, futbol projesi daha iddialıydı. Buna rağmen Boston’daki ilk dakikalar, Fas’ın kendi büyüklüğünden çok Fransa’nın kudretiyle meşgul olduğunu gösterdi. Rakibin yapabileceklerine öylesine dikkat kesildiler ki kendi yapabileceklerini ikinci plana attılar.

Fas maça, Fransa’nın gücünü kabul ederek başladı. Kabul etmek ile teslim olmak arasındaki çizgi ise ilk dakikalardan itibaren giderek inceldi. Orta sahadaki yerleşim, kanat oyuncularının bekleri takip etmesi, savunma hattının ceza sahasına yakın kurulması aynı düşünceye hizmet ediyordu: Fransa’ya açık alan bırakmamak. Bu planın ilk bölümü çalıştı. Mbappé penaltıyı kaçırdı, Bounou kalede ayakta kaldı, Fransa üst üste fırsatlar bulmasına rağmen golü çıkaramadı. Yine de sahadaki denge hiçbir an Fas’ın istediği yere gelmedi.

Fas direniyordu ama maçı yönetemiyordu. Top kendilerine geçtiğinde oyunu ileri taşıyacak bağlantıları kuramadılar. Orta sahadan çıkmaya çalışan her oyuncu, karşısında başka bir Fransız buldu. Fransa’nın baskısı yalnızca topu geri kazanmayı amaçlamıyor, Fas’ın ne düşüneceğini de belirliyordu. Pas açıları kapanıyor, ilk kontrol gecikiyor, topu alan oyuncu yüzünü rakip kaleye dönemeden geriye oynamak zorunda kalıyordu. Fas’ın bütün enerjisi savunmada ayakta kalmaya harcandı.

Bir takım doksan dakika boyunca böyle yaşayabilir mi? Futbol bunun örnekleriyle dolu. Kaleci olağanüstü oynar, direkler yardım eder, rakip telaşlanır, zaman geçtikçe gerilim favorinin üzerine çöker. Fas’ın ümidi de giderek buna dönüştü. Ne var ki Fransa, karşısındaki savunmanın yorulmasını bekleyen o eski takım değildi. Topu kaybettiği anda yeniden hücuma başlayan, rakibin nefes almasına fırsat vermeyen, hücum girişimlerinin sayısını sürekli artıran bir yapıya kavuşmuştu. Nitekim Fas’ın direnci golü geciktirebildi; fakat oyunun yönünü değiştiremedi.

Deschamps’ın bıraktığı eski alışkanlık

Didier Deschamps yıllarca güvenliği öncelikleyen bir antrenör olarak görüldü. Fransa’nın elindeki geniş hücum seçeneklerine rağmen riskleri azaltan, oyunun hızını kontrol altında tutan, rakibin hatasını bekleyen bir takım kurdu. Bu yaklaşım ona Dünya Kupası kazandırdı, bir başka final getirdi. Dolayısıyla eleştirilen futbolunun güçlü bir dayanağı vardı: sonuçlar.

Fakat aynı oyun zamanla Fransa’nın yeteneklerini sınırlayan bir kabuğa dönüştü. Mbappé, Dembélé, Olise, Barcola, Doué gibi oyuncuların aynı kadroda bulunduğu bir takımın sürekli beklemesi giderek daha anlamsız görünüyordu. Bunun sonucunda Deschamps bu turnuvada alışkanlıklarının bir bölümünden vazgeçti. Fransa artık üstünlüğünü yalnızca bireysel kaliteyle kurmuyor; rakibi kendi yarı sahasına sıkıştırarak büyütüyor.

Fas maçı bu değişimin en açık örneklerinden biriydi. Fransa dört yıl önce Katar’da aynı rakibe karşı daha temkinli davranmış, bulduğu gollerle maçı kontrol etmişti. Boston’da ise karşılaşmanın başından itibaren topu ve alanı istedi. Bekler öne çıktı, orta saha rakip ceza sahasına yaklaştı, hücum oyuncuları sabit bölgelerde beklemek yerine birbirlerinin alanlarına girdi. Fransa’nın oyunu, bir an önce bitirmek isteyen bir telaşa değil, sürekli baskı kuran bir güvene dayanıyordu.

Bu değişimin merkezinde önde yapılan baskı var. Fas’ın hücum hattı topu tutamadığı için savunma her pozisyondan sonra yeniden Fransa’yla karşı karşıya kaldı. Bir uzaklaştırma rahatlama getirmedi; birkaç saniye sonra top tekrar ceza sahasının çevresindeydi. Böyle maçlarda savunma yapan takımın en büyük ihtiyacı, topu kazandığında birkaç pasla takım boyunu uzatmaktır. Fas bunu başaramadı. Fransa, rakibine toparlanacak süre tanımadığı için baskı gittikçe ağırlaştı.

Manu Koné’nin performansı bu düzenin işlemesinde önemliydi. Koné topun düştüğü yerlere yetişti, ikili mücadelelerden kaçmadı, takım hücuma çıkarken geride oluşabilecek boşlukları kapattı. Mbappé ve Dembélé’nin etkisi daha görünür olsa da Fransa’nın bu kadar rahat saldırabilmesini orta sahadaki güven sağladı.........

© Evrensel